09 Kasım 2007

GEÇMİŞTEN SAYFALAR

G E Ç M İ Ş T E N      S A Y F A L A R

B İ R     P O R T R E


Sene 1995.Kışın sonu, İlkbaharın güzelliğini sergilemeye başladığı bir gün.Akşama doğru 16.00 suları.Gaziantep’de ,Devletin Hükümet Konağında mütevazi bir Vali Yardımcı odası.Sekreter hanım iki kişinin özel bir mesele için görüşmek istediklerini haber veriyor.Buyursunlar .
Mutad selamlaşma ve yer göstermeden ve tabiî ki çay söyledikten sonra,daha önce bir kurumda çalıştığını bildiğim,diğerini hiç hatırlamadığım iki kişiden tanıdık olana sebeb-i ziyaretlerini sormak ihtiyacı hissediyorum.Öyle ya ‘özel bir mesele’ diye sekretere beyanda bulunmuşlar.
-Efendim,biz sizden pasaportunuzu istemeye geldik.
-Hayrola,neden ve nerden icabetti?
-Sebebini sormayın verin,lütfen.
-Anlamadım(ben pasaporta bakıp da ne yapacaklar acaba, herhalde pasaportlarda bir hata var da onun için geldiler,diye düşünüp,ne demem gerektiğini aklımdan geçirirken),
-Sebebini söylerseniz size yardımcı olabilirim, zira 30 yıllık memuriyet hayatımda henüz PASAPORT sahibi olamadım. Yani, Yurt dışına hiç çıkmadım,öyle bir durum olmayınca da ihtiyaç hissetmedim.Pasaportum yok,kusura bakmayın.
-Ya aa,öyle mi? O zaman şuradan Emniyet’e söyleyin de size bir pasaport çıkarıversinler.
Bu pasaport ısrarı biraz canımı sıkmakla beraber, biraz da ya sabır çekerek:
-Sizin benim pasaportumla ne alıp veremediğinizi bilemedim, açıkladım, pasaportum yok,hiç olmadı;kaldıki hadi diyelim pasaport çıkartmam gerekiyor,bunun Bakanlıkça verilmesi gerekir,zira görev ve memuriyet derecem itibariyle YEŞİL pasaport almam lazım,o da Bakanlıktan veriliyor.
Yine açıklama yok;
-Efendim,siz söyleyin Emniyet MAVİ pasaportunuzu hemen hazırlar,zaten bizim de ancak 1 saatlik vaktimiz var,Ankara’ya hareket edeceğiz.
-Şu işin aslını söyleyecek misiniz?...(İçten içe kızarak,fakat altından ne çıkacağının da merakı içinde,bir şey belli etmemeye çalışarak)
Tanıdık kişi:
-Ben bildiğiniz gibi …..kurumunda idim.Eskiden beri özel olarak bir şirketin işlerini de görüyordum.Şu anda emekli oldum ve o şirkette yöneticiliğe başladım.Bu şirket Turizm’le uğraşıyor(O ana kadar ismini duymadığım ve ilgilenmediğim bir şirket ismi söylüyor).Bu sene Hac için kontenjan almışlar.Ben de onları götürecek,işlerinin yöneticiğini yapacağım.Bizim götüreceğimiz 369 kişi.Bir de MİSAFİR görürmemiz gerekiyor.Bütün masrafları şirketce karşılanacak.Hiç para ödenmeyecek,BİZ, sizi uygun gördük.Yalnız pasaportunuz gerekiyor ki yarın Ankara’da vize işlemlerine başlayacağız.
Bendeki şaşkınlığı ve dilimin tutulmasını tasavvur edebiliyor musunuz?...
Ben,adamların Emniyet’te takılan bir işleri var da o konuda konuşmalarını beklerken ne ile karşılaşıyorum?
Kendimi toparlamaya çalışarak;
-Peki,neden ben?Zaten pasaportum yok,ayrıca hem üniversitede çocuk okutuyorum.Bu arada bazı borçlarım da var.Birden kapatılması mümkün değil.(O sıra sanıyorum,hanımın ısrarı ile biraz da bankaya borçlanarak araba yenilemiştik).Siz başkası için bu MİSAFİR kontenjanını kullanın.İlginize ve hakkımdaki düşüncenize minnet duyarım,teşekkür ederim ama böyle bir teklifi kabul edemem.
-Mümkün değil,bunu red edemezsiniz.(Birkaç Hadis sıralıyor)Zaten biz sizin adınızı Şirket Genel Müdürlüğüne bildirdik ve onayını aldık.Gitmezseniz kontenjan yanar.
-Anladım,ama neden ben??Rüya mı gördünüz,birisi mi empoze etti,benim olmamım sebebi ne?Nereden çıktı?Bu arada,hani olur ya zenginin birinin işini görmüşümdür,o da kendini gizleyerek ve doğrudan teklifi kabul etmeyeceğimi bilerek, beni misafir kontenjanı diye yazdırmak istemiş olabilir diye de aklımdan geçmedi desem yalan olur..Ama öyle olmayacak bir iş yapmam hem mümkün değil,hem de öyle işi görülen biri olsa bile böyle bir HEDİYE düşünmesi de pek akla uygun değil.Red etmek için bir sürü mazeret sıralamaya çalışıyorum….

Tanımadığım diğer kişi devreye girip,Şirket yetkilisi olduğunu açıklayarak:
-Efendim,bu iş istişare ile kararlaştı.Bir kaç kişi üzerinde duruldu.Hatta en son İl Müftüsüne konuyu açtığımızda o da seçimde isabet ettiğimizi söyledi.Bu neticede bir HEDİYE’dir.Ancak sizin görevinizle ilgili bir HEDİYE katiyen değildir.Sizin bir tek sigarayı bile RÜŞVET tanımlamasına girebileceği kuşkusuyla kabul etmediğinizi gözlemleyenler var.Sizi tanıyan herkesin kanaatinin bu yolda olduğunu biliyoruz.Sizin bunu red edebileceğinizi çok düşündük,ama,REDDİ KABİL OLMAYAN böyle bir hediye ancak size uygun düşer,bizi bağışlayın.Yanlış mı tanıdık sizi acaba?
Aklımdan bir sürü düşünce peşpeşe geçiyor,neye karar vermem lazım,ne demeliyim???Şu anda bile ne düşündüğümü söylemem çok güç!!! Ama bir yandan da kalbim heyecanla gümbür gümbür atıyor.Aklımdan dahi geçmeyen,param olsa da şu HAC görevimi yapsam diye düşündüğüm bir an bile yokken,Hacca gitmenin Ülkemiz insanları için yanlış olduğunu söylemekten çekinmeyen,bu konuda yazılmış hikayeleri,yapılmış filmleri bilen,komşusunun evinde ölü köpek etinin pişirildiğini öğrenince hac parasını onlar için harcayıp hacca gitmeyen,gidenlerin gelip kendisini tebrik ettiklerinde yaptığı hayrın ne olduğunu fark edip şükredenleri bilen birisi olarak dalıyorum,düşünmeye çalışıyorum,ne yapmalıyım ne demeliyim…..önüme konan bu fırsat bir daha ele geçer mi??? Bu arada saat da ilerliyor ve tanıdık ısrarını devam ettiriyor:
-Lütfen,daireler kapanmadan şu pasaportunuzu temin edin,verin,yarın Ankara’da olmamız gerek.
Aklımdan yıldırım gibi,tanıdık kişi ile resmi ilişkilerim geçiyor…Bir açık arıyorum…Ben bu kişiye nasıl bir iyilik yaptım acaba da,o da bana böyle bir sunuda bulunuyor? Yok.Normal her zamanki davranış….Belki odaya her girene tebessüm etme,belki yumuşak konuşma…Özel bir şey yok…
İkinci kişi:lütfen bu teklifin altında kötü bir şey aramayın,ben de beraber olacağım,güzel günleri beraber yaşamayı ve sizi biraz daha yakından tanımayı arzu ettiğimi bilmenizi isterim.
İzin meselesi aklıma takılıyor,sonra henüz sene başı olduğu ve yıllık iznimin durduğunu hatırlıyor ve aniden kararımı veriyorum.
-Tamam.Tek mi eş de dahil mi?Tek diyorlar.O sıra sağ olan annemi,eşimin ne diyeceğini çabucak kafamdan atıyorum.Bu fırsat ALLAH’tan önüme konmuştur.Hac için yazılmışız,….BU DAVET RED OLMAZ.
Hadi diyorlar pasaportu getirt.Çaylar tazelenirken ,evrakların emniyete gidip Mavi pasaportun gelmesi yarım saati bulmuyor.Sohbetle heyecanımı yatıştırmaya çalışıyorum.
İzin ve benzeri işler,hazırlıklar bitiyor.Hava alanından hareket edilecek.Havaalanında ihrama giriliyor.Vali Sayın Muammer Güler de hacıları yolcu etmek için orada.Yanında bir sürü de görevli var,kalabalık içinde veda sırasında soruyor:
-Ahmet bey,kendini nasıl hissediyorsun?
-Şu anda MEZARA girmeye hazır gibi…..!!!???
Resmi konuşmalar,vedalaşmalar..annem,kardeşim,eşim  yoklar.Küçük oğlum Özbekistan'da...Başka bir tanıdık,merakla soruyor…Kimseniz yok mu??
-Olmaz mı var tabii...büyük oğlum Ali Rıza aileden. Ve yakın dostum YAŞAR TORUN, tabii İl Müftüsü ve tanıdıklar...
-Bütün insanlar,sizler,kardeşim,teyze,dayı,hala ,amca oğlu veya kızı…değil misiniz ne fark eder.?
Bir garib duygu harmonisi içinde uçağımız havalanıyor.
Kaptan pilotun kemerleri çözebilirsiniz anonsu ile tanıdık,bulduğu bir mikrofonu elime tutuşturup,birkaç cümle söylememi rica ediyor.Kendi kendime “ücret ödemeye başlıyoruz galiba” diyorum. Şirketimizin misafiri falan diye takdim mi edecek diye beklerken sadece”aramızda İlimizin vali yardımcısı da var,sizlere birkaç söz söyleyecek” diyor.Dikkatler üzerime toplanıyor ve incitmek aklımdan geçmediğinden mikrofonu alıyorum:
-Hacca gidiyoruz ya burada da protokol olmaz,diye söze başlıyorum.Hz.Ali’nin bence bilinen,Recep Yazıcıoğlu başta olmak üzere tanıdıklarıma kopyasını dağıttığım ama çoklarının nedense duymadığı,MISIR’a Vali tayin ettiği Malik İbn al Haris al Eşter’e yazdığı EMİRNAME’yi ve içinde altı çizilecek sözünü hatırlatıyorum:
“TEBA……İKİ SINIFTIR.YA DİNDE KARDEŞİN,YA DA YARADILIŞTA BİR
E Ş İ N” ve KUR’AN’ dan bir ayet:”innemel müminune ihvetün”(MÜ’MİNLER KARDEŞTİR).
Ve tabiî ki can alıcı başka biri ardından geliyor: “Elinize bir keser,çekiç,kırıcı benzeri bir alet alın ve Mekke’ye indiğinizde gidin KABE’nin taşlarından birini kırın”,,,ARDINDAN NE GELECEK DİYE DİKKATLER TOPLANIYOR.”gider,dağdan bir taş alır ve yerine koyarsınız”,ama “dinde kardeşin ya da yaradılışta eşin olan İNSANIN KALBİNİ KIRMAYIN”……”Y E R İ N E K O Y A M A Z S I N I Z”.
20 gün veya daha az Arafat’a çıkma zamanına kadar Mekke’de kaldık.KİMSE gidip KABE’nin taşlarından birini kırmadı.Ama birbirini KIRMAYAN da kalmadı…??.. !!!! ……desem yalan olmaz.
Arafat.Bilineceği üzere haccın OLMAZSA OLMAZ şartlarından biri.Tabii Suudi Krallığının tesbitine göre,Kurban Bayramının arife günü hangisi???? Oluyorsa !...,o gün oraya AYAK BASMAK gerekiyormuş.Yerinden kalkamayacak hastaları bile helikopterlerle getirip,ayaklarını yere bastırıp,kısa bir duadan sonra geri hastaneye götürüyorlar.Böyle işte!!Biz de onlara uyuyoruz zaruri olarak.Bütün hacı adayları o gün orada olacak ki HACI’lıkları tescil edilmiş olsun.Siz ne derseniz deyin,bir yol tutturulmuş gidiyor,kimsenin sesi çıkmıyor.Eeeee… biz de bu kervana takılmışız,hacı olacağız diye gözümüz başka şey görmüyor.
Arife sabahı Arafat’tayız.Hacı olmanın esas şartını yerine getirmenin heyecanı içinde herkes kendince ibadet ederken,yan tarafımızda kurulu bayağı büyük bir çadırın dört tarafına konulmuş hoparlörlerden gelen ve ne dediği belli olmayan, HAC GÖREVİYLE İLGİLİ İLGİSİZ konuşmalar da dikkatlerimizi çekiyor.
Tanıdık,orada İstanbul Belediye Başkanı’nın olduğunu ve istersem gidip tanışabileceğimizi,istikbalde belki de o kişinin BAŞBAKAN olabileceğini düşündüğünü,bana da gelecekte ,böyle bir şey olursa,faydası olabileğini söylüyor.
Ben de,yanlış anlaşıldığım için üzüldüğümü ifade ediyorum.Benim İSLAM anlayışım içinde DÜNYA MENFAATİ olmadığına olan İNANCIM demek ki anlaşılmamış.O anda bulunduğumuz yer itibariyle böyle bir şey OLAMAYACAĞINI ifade ederek önerisini kabul edemeyeceğimi,üzüntümle birlikte ifade ediyorum.Din Alimlerine ukalalık olmasın ya ;(Fatiha’daki- iyyake n’estain ,İnşirah’daki-94/son-ve ila rabbike fergab,Kehf-18/95-deki- ma mekkenniy fiyhi rabbiy hayrün;sırasıyla:senden başkasından istemem,ne dilersen Rabbinden dile,Rabbimin verdiği daha hayırlıdır), meallerindeki ayetlerle,şu anda buraya NEDEN ve NASIL geldiğimi hatırlatıyorum.Gerçekten,o anda kendinden utandığını hissettim.Özür diledi.Hoparlörler de susmak bilmedi.
Öğlene yakın bir zaman ..Üç kişi seni arıyor diyorlar..Olur ya.Geliyorlar,Ahmet Ülkü Onursal’ı arıyoruz diyorlar.Hayırdır inşallah…Arafat’ta şehit olmak da var,olur ya!!Benim diyorum.Eski soyadım,Onursal.
-Kimlersiniz,neden arıyorsunuz?
-Bizler Siirt’in Baykan ilçesindeniz.Kasap olarak buraya görevli geldik.Tabii hac görevini de yapıyoruz.Gelirken senin eski odacın HASAN-kaymakam bey hacca gidecekmiş,O’nu görüp elini öpmeden gelirseniz haccınız kabul olmaz –dedi.Biz de senin elini öpmeden dönemeyeceğimiz için seni bulmaya karar verdik.Sana da çok selam söyledi.Babalarımızın da çok selamı var.
-Kimlerin çocuklarısınız?
1973-75 arasında Baykan Kaymakamı iken tanışmış olduğum babalarını söylüyorlar.HASAN nerden duymuş da sizden böyle bir şey istemiş diye soruyorum.Herhalde rüyasında görmüş,biz inanmadık ama çok ısrar etti diyorlar.
Bir an dalıyor ve odacı HASAN’la ilk tanışmamızı an be an yaşıyorum.
Baykan’a bir kamyonla eşyalarla beraber hanım,4.5 ve 3 yaşında iki oğlumla bir akşam üstü varışımız.Kamyondaki eşyaların lojmana indirilmesi için hamal arayışımızın telaşı içinde iken orta-uzun arası boylu,görünüşü düzgün, nazik biri yaklaşıyor.
-Kaymakam bey siz misiniz?
-Evet,buyurun.
-Ben kaymakamlığın odacısıyım….
-Tamam,merhaba..tut şunların ucundan ..senin de yardımın olsun..
-Önce size bir soru sormam gerek
-Nedir?????
-Rakı içer misiniz?.........Besmele çekmeden işe bak..soruya bak…Ne diyeyim şimdi buna ben…..???
-Neden sordun?
-Ben içmem ve rakı da taşımam.Buna inanırım.Boş rakı şişesiyle gazyağı da taşımam ,görenler içinde rakı olduğunu zanneder.Senden önceki ile bu konuda anlaşamadık,o da beni milli eğitime gönderdi.Geçici olarak.Eğer sen de rakı taşıtmakta ısrar edersen orada kalayım.Yok dersen, geri esas görevime dönmek istiyorum.Cevabına göre de eşyanın taşınmasına da başka işlerine de her zaman yardıma hazırım.
Uludere’den atandığım Baykan Kaymakamlığının ilk dakikası başlamadan karşılaştığım bu durum beni şaşırtmadı.Orada da şehir içinde kimse içki içmez,satmaz,bazıları elini sürmezdi.
-Tut şu işin ucundan..Kimse seni inancın için kınayamaz ve senden inancın dışında bir iş yapmaya zorlayamaz.Ayrıca kaymakam odacısının kaymakama RAKI taşımak GİBİ BİR GÖREVİ OLAMAZ.
İşte ODACI HASAN…Ve BAYKAN…İçki satışı için dükkanın bulunmadığı,..Veysel Karani Türbesinin Ziyaret kasabasında olması sebebiyle topraklarının KUTSAL sayıldığı ve turistlerin arabalarından çıkarıp sıcak altında içmek istedikleri coca-cola ve benzeri kutu içeceklerin “BURASI KUTSAL TOPRAK” tır,içki içilmez diye ellerinden alınıp yerlere döküldüğü,sonradan onlarda alkol olmadığını anladıklarında utanarak cahilliklerinin itiraf edildiği ve ağlanacak bu hallerine kendilerinin de güldüğü…,kız çocuklarının okula gönderilmediği,Bayan kurs öğretmenleriyle açtırdığım biçki –dikiş kurslarıyla kızlarına okuma-yazma öğrettirmeye çalıştığım….,çocukların merkeple gezerken çekilmiş resimlerini gördüğümde kızarak bu nasıl oldu dediğimde bekçinin,”kaymakamın çocukları merkeple gezdirilecek VAZİFE” cevabı….. yaptıkları kocaman camiye,yanından ırmak geçiyor deyip ayrıca su getirilmeye gerek görülmeyen,avlusuna şadırvan yaptırınca,her sene hacca giden kafiledekilerin firesiz-kaymakamın elini öpmeden gidersek haccımız kabul edilmez-dedikleri….,kumarın olmadığı,mubah olan satrançta kaymakamı yenebilmek için köylerdeki ustaların sıraya girdiği,kahvelerde sırayla yapılan satranç maçlarının kalabalıkla ,üst üste yığılınarak seyredildiği…,2-3 yaşında çıplak –donsuz gezen ŞIH çocuklarının-bu şıhımızın çocuğudur -diye pipilerinin öpüldüğü,ne kadar şıh varsa toplayıp da “SİZ ŞIH İSENİZ BENİ ÇARPIN,yoksa ben de bir ŞEYH TORUNUYUM sizi çarparım” dedikten sonra,uygunsuz hallerin hiç değilse görünüşte ortadan kalktığı, olayların büyük çapta azaldığı,hapisane,asker kaçağının kalmadığı….,Kıbrıs Çıkartmasında geri çağırılan askerlerin firesiz göreve döndükleri….,terhis mahiyetinde izin verilip İstanbul’dan gelen ve sabah ilçeye inen geri çağrılı askere, anne-babasının elini öpüp de öyle geri dönmesini söylediğimde,arabayla köyüne git ana-babanı gör ve dön araba seni geri getirir dediğimde,HAYIR DEVLET BENİ ÇAĞIRMIŞ,hemen geri gönderin beni deyip ana-babasını görmeye gitmeden göreve geri dönen ve şahitleri ağlatan…,iki günlük kızımızın Veysel Karani Türbesinin bahçesine bırakıldığı……,alkollü içeceklerin ancak Tekel Satış Memurluğundan temin edilebildiği ve kaymakamın evine de kasayla götürüldüğünü herkesin bildiği….BAYKAN…Baykan’da yaptıklarım…Şerit gibi..anında gelip geçiyor….
Üç kişiye soruyorum. Beni nasıl bulabildiniz.
-Düşündük ki Mekke’de arasak, Medine’de,Medine’de arasak Mekke’de olabilirdiniz.Ama arife günü mutlaka ARAFAT’ta olacaksınız.Biz de sizi bu gün burada aramaya karar verdik ve şükür sizi bulduk.Hasan Abi haklıymış,selamını götüreceğiz.
Hoparlör ne dendiği pek de anlaşılmayan bir şekilde gürültüsünü devam ettiriyor.Üç milyon kişinin o gün HACI olmak için bulunduğu ARAFAT’ ta bizim çadırda etrafımda olaya tanıklık edenler ağlıyor,ben ağlıyorum,gençler ağlıyor…ve hafif bir yağmur çisentisi de dökülmeye başlıyor…..
Beni aramaya gelenler, bir süre sonra görevini yapmış insanların huzuru içinde ayrılmak için izin istiyorlar.
Görevin sonu Mekke’den Medine’ye gidiş.Hepsi ayrı SÖYLEŞİ konusu.Ve geri dönüş.
Dönüş uçağında yine beraberiz.Aramızda kayıp yok.Yine benim KUTSAL GÖREVİ yapmama vesile olan tanıdık mikrofonu bana vermek istiyor.Benim durgun ve süzgün halimden etkileniyor.
-Bir şey mi oldu,rahatsız mısınız?
-Hasta falan değilim ,şahsi bir derdim de yok…….Sizlere sonsuz teşekkürüm var ama….
…mikrofonla bu insanlara bir şeyler söylemek istemiyorum.Kusura bakma…
-Anlayamadım..neden ?
-Ben,gelirken bunlara ne dedim???
-Elinize,keser,çekiç bir alet alın,KABE’nin taşlarından birini kırın..gider dağdan bir taş alır yerine koyarsınız…Ama İNSAN KALBİ’ni,birbirinizi kırmayın yerine KOYAMAZSINIZ demedim mi?......
-Dediniz!!!!...
-Şimdi ne dememi istiyorsun?
-Haklısın,ama sen onları hoşgör…
-Benim hoş görmem ne değiştirir???.
-Bu insanlar hem HACI oluyor,hem de ALLAH’ın her şeyi kaydettiğini unutuyorsa benim ne dememi bekliyorsun?Şu uçağın içinde küskün olmayan kaç insan olduğunu sanıyorsun?Yeni bir DERS daha mı?????
-Ben sizin gibi Müslüman değilim.Sizin gibi hacı değilim,sizin anladığınız anlamda HACI olmaktan ALLAH’a sığınırım,temiz ihramla yola çıktım,Arafat tozu üzerinde duran ihramla dönüyorum;temiz elbise ile gittim,kirlileri yıkaması için eşime geri götürüyorum,hurma bile almadım,senin verdiğin bir bidon ZEMZEM’i,ZEMZEM olduğu için götürüyorum,deyip;şimdiye kadar SÖZÜNÜ TUTAN bir insan olarak KIRMAKTAN KAÇINDIĞIM KALB’lerini kırmamı mı istiyorsun.Yoksa ,yüzlerine karşı söylenen kusurları kabul edip,düzeleceklerini mi sanıyorsun?
-Bunları söyleyeyim mi?Ne dersin?
-Ya da benden bunlar dışında ne söylememi bekliyorsun?Yine anlaşılamadım herhalde…..Gerçekten üzgünüm..hem anlaşılamadığım için..hem de bazılarının cahillik,kötü davranış,nefse hakim olmadaki acizliklerine şahit olduğum için,GERÇEKTEN ÜZGÜNÜM.
-Sen kendin ne söyleyeceksen söyle,beni bağışla……
-???????????????????????????????????????
Ve son……Bana pasaportumu istemek için gelen o iki kişi hala,bu satırların yazıldığı ana kadar da birbirleri ile konuşmuyorlar..küsler…..
Misafir HACI ,,….DERSİ…….nasıl….TAMAM……..lasın?????

ZONGULDAK,25.08.2005

2 Yorum:

saat: 29 Kasım 2007 14:38 , Anonymous Adsız dedi ki...

başarılar dilerim

 
saat: 12 Kasım 2014 10:24 , Blogger Kreatif Baskan dedi ki...

çok etkilendim . ne güzel anlatmışsınız. kalp kırmak kul hakkıymış o kadar kötü yani.
Kitap yazsanıza abi siz.

 

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa