09 Kasım 2007

N E D E D İ N İ Z ?

K Ü R T M E S E L E S İ M İ ?

Bu ülkede asırlarca “KÜRT MESELESİ” olmamıştır.Başkalarının bazı meseleleri ,Kürt sorunu,meselesi diye takdim edilmeye çalışılmıştır.O bazıları,”DERS” lerini alınca ,yine “bazı”ları ORTAYA ÇIKIP konuyu yeniden gündeme getirmeye çalışmıştır.
Bugün Kürt meselesi,sorunu değil,adını PKK koyup ikide bir değiştiren “TERÖR ÖRGÜTÜ” ve onu kullanarak ülkemizi bölmeye çalışan “bazı” ları vardır.
Kendi ailem dahil “KÜRT” asıllıdan kız alıp vermeyen aile yok gibidir.Kırk yıllık kaymakamlık ve vali yardımcılığı görevim sırasında ve Anadolu’nun dört bir tarafında ,çevremde binlercesine tanığım.Hele benim ailem ve çevresinde hiçbir zaman ALEVİ-KÜRT sorunu yaşanmamıştır ve OLAMAZ da.İnsana insan gözüyle bakan ve YUNUS’umuzun “YARATILANI SEVERİZ,YARADAN’DAN ÖTÜRÜ” sözünü daima hatırında tutanlar için de böyle bir meselenin olması zaten düşünülemez.
Görevim sırasında bazen,kapıdan girerken saygı gereği,’izniniz var mı girebilir miyim,girebilir miyiz’ hitabıyla karşılaştığım ve elbette tanıdığım ve yanlış anlamayacaklarına inandığım kişilere biraz da şaka ile karışık “kapılar kapalı mı ki,yoksa bacadan mı gireceksiniz” diye takıldığım olmuştur.Gerçekten Devlet Kapısı hiçbir idareci tarafından hiç kimseye kapatılmamıştır,ve kapatılamaz da!!Kapatan varsa ,onlara da ”millet bacadan mı girecek” sorusunu bir soran bulunur elbet.
Şunu söylemeliyim ki,güneydoğu ile özdeşleştirmeye çalışılan ve “KÜRT SORUNU” haline getirilmek istenen bugün yaşanan karmaşa ile PKK olayının birbirinden ayrılması gerekir.Aksi ,gerçekten gelecek için iyi belirtiler vermemektedir.
Bölge insanının büyük çoğunluğu ve akıl sahipleri kesinlikle PKK lı değildir.O bölge ve diğer yerlerde yaşayan ve kendinin kürt asıllı olduğuna inanan insanların pek çoğu,belki,terörün yıllar süren acımazlığı ve verdiği korku ile,ve çaresizlikten olayları dışarıdan izlemekte ve sempatik bakmaktadır.Köyde ya da kentte olan birisinin,gecenin bir saatinde kapısı çalındığında,kim-o sorusuna,filan yerden filanın oğlu,torunu,yakını cevabını alıp da kapısını açtığında, karşısındakinin bir terörist olduğunu düşünse bile geri çevirmesinin imkansızlığını gözlerinizin önüne getiriniz lütfen.Böylece yavaş yavaş bu ve benzeri hallerden,ilgisi olmayan kişiler de teröriste yardım ve yataklık etme durumuna düşmektedir.
1972-73 yıllarında görev yaptığım Hakkari-Uludere’de iken Molla Mustafa Barzani adı sıkça telaffuz edilir hale gelmişti.Yaşlı ve bilgeliği ile tanınan birine sordum:
-Barzani buralara gelirse ne yaparsınız?
-İkram yaparız,çay içirir,yolcu ederiz.
-Öyle değil,misafir gibi değil,zorlamayla,işgal için veya yeni devlet kurmak için gelmeye kalkarsa?
-Bak beyim!!O şekilde gelmeye kalkarsa,bu bizim elimizdekileri alma anlamına gelir.Bu yaşımla ilk önce ben silahımı alır,tarlanın başında nöbet tutarım.Bu bölgedeki herkesin de aynını yapacağından eminim.Hem vallaha hem billaha!!!
O ilçeye gittiğimde elektrik hiç yoktu.Bunun yanı sıra,fırın,kasap,manav,su şebekesi bulunmuyor,insanların çoğu yeşil soğanın ne olduğunu bilmiyordu ve portakalı yeni tanımaya başlamıştı.Otobüs,minübüs çalışmıyor,benzin–mazot ihtiyacı,yakın olan Şırnak’tan (orda da benzin istasyonu yoktu)değil,Cizre’deki bir petrol istasyonundan bidonlarla taşınarak gideriliyordu.İller Bankası bir projeyle küçük bir hidro elektrik santralı inşaatı işine girişmiş,elektrik direklerini diktirmiş,kendi işi için bir mühendis görevlendirmiş işi bitirmeye çalışıyor,iş de bir türlü sonuçlanmıyor,uzadıkça uzuyor,halk gaz lambası ve yöreye yerleşen fener,lüks,tüpgazlı aydınlatma araçlarıyla boğuşuyordu.
Bu arada Beytüşşebap ilçesinin hidroelektriği bitirildi ve oradaki elektrik jenaratörü boşa çıktı.Beytüşşebap’da tören falan yapılmadı.Herhalde o zaman “KURDELE KESME” adeti başlamamıştı.!!!Zaten kar da yağdı mı birkaç ay yol kapanır kimse gidemezdi.O zamanın kaymakamını ayıptır söylemesi bir ay kadar Uludere’de misafir etmiştim.O da iyi biriydi ki eşi ve çocuklarıyla gelmişti.Benim iki oğlum,2 ve 3,5 yaşında ve tabiî ki eşim yanımda olduğu için,beraber aynı evde tatlı bir beraberliğimiz olmuştu.
Sözü dolaştırdım ama hayalinizi canlandırmaya çalışıyorum.
İller Bankası Mühendisi ile boşa çıkan Beytüşşebap’daki jeneratörü ilçeye getirmeyi düşündük.Genel Müdürlük’ten gerekli izni aldık,mahalli imkan(kaymakamlar iyi bilir)larla jeneratörü ilçe merkezine getirip,Hükümet Konağı olarak kullanılan,tarif etsem tahayyül edemeyeceğiniz,üstü toprak damlı,ahşap-bağdadi-tezek karışımı ile yapılmış,ahırdan bozma desem fazla kaçmayacak ve bina sözünü kullanamayacağım bir yapının yanına indirdik.Mühendis arkadaş yerleştirmenin teknik yönünü halletti.Bağlantıları yaptık ve şaltere bastık.ULUDERE AYDINLANDI.
Mazot–yağ sorunu sorun mu olur?Cizre’den getirtilecek tabii,gerçi petrol ofis bayii peşin para almadan vermez ama…..Bir şekilde çözülür…..Mahalli imkanlar her zaman kaymakam tarafından sağlanır!!!!....Ama bakımı yapacak,çalıştıracak makinist gerekli.O işleri de mühendis gözetiminde HİZMET İÇİ EĞİTİM verilen kaymakamlık şoförü üstlenince problem bitti.Tabii ben de öğrencilik yıllarında,yaz tatillerinde KARAYOLLARI’nın amele kadrosunda bu tip işlerde çalışmış olmamdan kalan bilgilerimi kullanma ve yenileme imkanı bulduğumu itiraf etmeliyim.Kendime pay çıkarmak için değil.Bir olayı paylaşmak için.
Yalnız bu arada yine bazı problemler oluyordu.İlçeden ayrı kaldığımda tabii ki arabayı şoför kullanıp hem şoförlük hem tercümanlık yaparken,akşam geç kalırsak jeneratörü çalıştıracak kimse olmuyor,dönene kadar elektrik yanmayınca herkes,yine kaymakamın ilçe dışında olduğunu anlıyordu.Bunu da belediyenin bir görevlisinin HİZMET İÇİ EĞİTİMİ ile çözdük.Arıza olunca,ya mühendis arkadaşla ya da Beytüşşebap’taki teknisyeni çağırarak işi halletmeye çalışıyorduk.
Ve dillerde dolaşmaya başlayan,önceleri anlamını çözemediğim,öğrenince çok duygulandığım,bugün de hala dilimde olan bir mani:
Uludere bilinda
Repini kevibinda
Hudeşte razı bi kaymakam
Orahnei onugunda
Aklımda kalan şekli bu, yazış ve deyiş yanlış olabilir.Anlamı yaklaşık:
Uludere aşağıdadır
Repin yukardadır Allah kaymakamdan razıdır(olsun)
Bize ışık getirdi.(Elektrik getirdi-aydınlattı)
Uludere’den sonra atandığım Baykan ve oradaki insanların,rakının boş şişesinde gazyağı taşımayı reddettikleri halde ve kaymakamın da onu içtiğini bile bile”kaymakamın elini öpmeden gideceğimiz hac kabul edilmez”diye,hükümet konağında sıraya girişleri,Arafat meydanında yirmi yıl sonra üç milyon insanın içinde-yine elini öpmeden dönersek haccımız kabul olmazmış,odacın Hasan dedi-diyerek beni bulup şahitleri ağlatışları,Kıbrıs Çıkartması sırasında geriye çağrılan askerlerin aynı gün firesiz geri dönüşleri,İstanbul’dan yirmi saatlik yoldan gelip de anne-babasının elini öpmesi için ısrarıma rağmen ”devlet beni çağırmış,annem babam biraz daha beklesin” diyen askerin geldiği gibi geri dönüşü ve duygusal anlar yaşatması GEÇMİŞTEN SAYFALAR-BİR PORTRE başlıklı hatıramın içinde yazılı.
1998 yılı sonunda serbest ticaret yapan oğlum,bir sebeple borçlu olan kişiyi aramak için Van’a gider.Uzunca bir süre hayli çaba gösterirse de sonuç alamaz.Dönüş için beklerken yanındakilerle bir kahveye girerler.Sohbet ederken konu tabii ki aranılan kişi ve kendi kimliğidir.Laf arasında babasının bir zamanlar Uludere ve Baykan’da kaymakamlık yaptığını söyler. Yan masadan kulak misafiri olan bir kişi babasının ne zaman kaymakamlık yaptığını ve adını sorar.Oğlumda hiç kötü niyet yoktur ve babasına da güvenmektedir.Olur ya belki de o kaymakam için bir sebeple kötü niyet besleyen biri de olabilirdi,o kişi!!Böyle bir şey varsa oğlumdan da intikam almayı pek ala düşünebilirdi.Sorduğumda “BABA, dedi senin için kötülük düşünüleceği aklıma hiç gelmedi”.Ve adımı söyler.O zamanlar Onursal’dı soyadı,şimdi Aktuğ der.Kişi yerinden fırlar,oğluma sarılır,babanı iyi tanırdım kardaş hele derdin nedir bir de bana anlat der ama bir yandan da beni anlatır.Oğlum birisinden alacağı olduğunu,senedinin protesto olduğunu,bankanın alacağı istediğini,borçluyu bulamadığı için yapacak bir şeyinin kalmadığını ve geri döneceğini anlatır.O kişi hemen bir masanın üstüne çıkar ve kahvedekilere yukardaki maniyi okumaya başlayarak seslenir:
“BU ÇOCUĞUN BABASI ÖYLE BİR ADAMDIR Kİ,Uludere’de ben de demişim herkes de demiş-NAMUS HARİÇ HERŞEYİMİZLE EMRİNDEYİZ-,Baykan’da da ayni söz verilmiş.Şimdi bu çocuğa yardım etmek NAMUS BORCUMUZ OLMUŞTUR”.
Ve birkaç gün daha misafiri olmasını ısrarla ister.Oğlum ümidle biraz da çaresizlik içinde kabul etmek zorunda kalır.
Olay Van’da yayılır,aranılan bulunur.Borçlu kişi son derece utanç içinde,kendisine söylenen”BÖYLE BİR KAYMAKAMIN ÇOCUĞU ÜZÜLÜR MÜ” sözlerine verecek cevap bulamaz,kendisinin de zor durumda olduğunu falan söylemeye çalışır.Sonuçta,sağlam bir kefil bulunup borç ileriki bir tarihe ertelenip tatlıya bağlanır.
Oğlum dönüşte olayı aynen anlattı ve”baba ,dedi,yirmibeş sene sonra adının halen söylenince tanınacağını ve işe yarayacağını hiç düşünmemiştim,Allah ne Yüce ki yapılan hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmıyor,bu, bu Dünya’daki karşılığı,gerisini sen hesap et”
Hele dedi,adamın kahvedeki masanın üstüne çıkıp da söyledikleri……..
Anlattıklarımın içinde yalan-yanlış olduğunu düşünen olursa, böyle bir olayın roman ını yazmak veya hikaye etmek için hayallerinin nereye kadar uzanabileceğini sormak isterim.
Anlattıklarım benimle ilgili ve bire bir yaşanmış.İnanıyorum ki o bölgede benim gibi görev yapmış pek çok kamu görevlisi benzeri güzel olayları yaşamış,tanığı olmuşlardır.Kağıda dökülebilse yaşadığımız PKK TERÖRÜ dışında nice tatlı anıların olduğunu okuyabileceğimizi, bilmesem de tahmin edebiliyorum.
Bu günkü karmaşa bir günde oluşmadı.Dikkat edilirse 1972-76 yılları arasında yaşananlarla ekilen tohumların,20 ve 25 sene sonra yeşerdiği görülür.İyi tohum iyilik getiriyor.
Ülkemizin bugün bulunduğu hali tartışmayan olduğunu sanmıyorum.Şu hatıralar bu konuya başka bir bakış açısı getirebilir mi bilemem.Ancak,Ülke’sini seven,Atatürk’ün yolundan ayrılmayan,düşünen,sorgulamanın gerekliliğine ve gerçeklerin mutlaka konuşulmasında fayda olduğunu bilen bir kişi olarak düşüncelerimi kağıda dökme ihtiyacı hissettiğimi ifade etmeliyim.
PKK olayını bu ölçüler içinde ayırmazsanız sonuca gidemezsiniz.Ülkemizde Kürt sorunu değil PKK sorunu vardır.O da dışardan ve içerden Ülke’mizi BÖLMEK İSTEYENLER’in yarattığı bir olgudur.Teşhisin yanlış olması,tedaviyi engeller.Dışardan ve içerden KAN DAMARLARI KURUTULMAYAN bu örgüt yine bir şekilde “BAZI” larının emellerine hizmet etmeye devam eder.
Yazımın girişinde Kürt meselesi ya da sorunu olmadığının altını çizmiştim.Burada da söylüyorum:Olaya yaklaşımın DOĞRU olması gerekir ki sonu DOĞRU olsun.
Kesinlikle söylüyorum,bölge insanı genel olarak ve büyük bir çoğunlukla ne PKK lı ne de teröristtir.Pkk nın uyguladığı SOYUNU KURUTMA korkusunu ortadan kaldırınız.Referanduma gidelim.Yüzde yüze yakın çoğunluk TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ vatandaşı olarak kalmak isteyecektir.PKK yanlılarının bugün aldıkları belediye başkanlıkları sizi aldatmasın.Elbette belediye başkanları o yörenin insanından seçilecektir.Ancak bu gün PKK yanlısı oldukları açıkca belli olanların-SOY KURUTULMASI- tehdidi olmaksızın ne hale geleceklerini de hep beraber görürüz.Demokrasi ve halkın yönetimi,insan hakları sözlerini dillerinden düşürmeyen ard niyetlilerle ,HAK YOLUNDA OLANLARI AYIRMASINI inanın ki bu insanlar bilirler.
İçişleri Bakanlığınca yayınlanan 50 MEŞHUR VALİ adlı kitabın Deli Hakkı Paşa ile ilgili bölümünde yazdığı gibi:
-Hükmeden ve yönetenlerin parlayan güneşi İFFETLERİ,
-Yıkılmaz kaleleri ADALETLERİ,
-Silahları DİRAYETLERİ,
-Servetleri de MİLLET’ tir.
Bu sözün altına imza atan herkesin aynı zamanda Hz.Ali’nin ,Mısır’a Vali tayin ettiği Malik ibn al Halis al EŞTER’e yazdığı EMİRNAME’de altı çizilecek :
“TEBAA.. İKİ SINIFTIR.YA DİNDE KARDEŞİN YA DA YARATILIŞTA EŞİN”sözünü şiar edinmesi ve uygulaması halinde ,BU MİLLET, Avrupa Birliğine de bütün Dünya’ya da insanlığın ve insan haklarının ne olması gerektiğinin DERS’lerini verir.
Sözü uzatmanın gereği yok.Kaymakam bey,”NAMUS HARİÇ HERŞEYİMİZ EMRİNDEDİR” sözünü bu insanlardan b i n lerce kere duydum.Bire bir yaşadıklarımı da anlatmaya çalıştım.
Belki faydası olur diye bir de KUR’AN’I KERİM’ İN bir ayet mealini de hatırlatayım:
Yunus suresi 100:” Aklını kullanmayanların üstüne Allah,-pislik yağdırır-inkarcı kılar-pisliğini üzerine bırakır-huzursuzluğu azabı üzerine kor-“aynı anlamda muhtelif meallerde.
MEHMET AKİF soru üzerine ‘Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmak nasip etmesin’ demişti.
Onun dileğinin yerine geleceğine inanıyorum.
Bu milletin yeni bir KURTULUŞ SAVAŞI ve YENİ BİR İSTİKLAL MARŞI’na tahammülü olmadığına ve OLMAYACAĞINA inanıyorum.
YARATILANI SEVERİZ YARADAN’DAN ÖTÜRÜ……
Bilginize…..İlginize……. ZONGULDAK-07-09-2005

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa