08 Mayıs 2010

BİR AÇIKLAMA-İKİ OLAY-VE-HATIRLATMA

1-AÇIKLAMA

"İslam yeniden yorumlanmalı"


Türkiye’de her cemaat, tarikat ve mezhebin itibar ettiği ayrı bir Kuran meali olduğu gibi, ilmihalleri (İslam dininin kurallarını öğretmek için yazılmış kitaplar) de farklı. “Mızraklı İlmihal”, “Büyük Şafii İlmihali”, “Büyük İslam İlmihali” aralarından birkaçı… Mevcut ilmihallerin çoğunda “bugün uygulama imkânı bulunmayan, geçerliliğini yitirmiş ve sağlıksız yorumların yer aldığını” savunan
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Hayri Kırbaşoğlu’nun kaleme aldığı “Ahir Zaman İlmihali” halihazırda tartışılan dini konulara getirdiği güncel ve radikal yorumlarla epey tartışılabilir. Kırbaşoğlu, Newsweek Türkiye’den Adem Demir’in sorularını yanıtladı.


05 Mayıs 2010 Çarşamba, 20:10:22


Adem Demir:
Türkiye’de sayısız ilmihal mevcut. “Ahir Zaman İlmihali”ni bunlardan ayıran ne?



Kırbaşoğlu:
Baş döndürücü hızda gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, o eserlerin yeni durumlara ve ihtiyaçlara cevap vermesi son derece zordu. Bundan dolayı, ilmihal geleneğinde bir kırılma noktası, yeni bir çizgi, bir ilmihal açılımı zorunluluğu oluştu. İlmihaller sadece ferdi dindarlık alanıyla sınırlı kalmamalı, sosyal alana, küresel meselelere, temel insani durumlara da ilgi duyup 21. yüzyılda yaşanabilir ve sürdürülebilir bir Müslümanlığı sunma hedefine odaklanmalı. Kaldı ki, insanlığın ve gezegenin karşı karşıya bulunduğu bölgesel ve küresel tehditler, Müslümanlar’ın tek başına üstesinden gelemeyecekleri bir boyuta ulaşmış durumda.


Yaşanabilir ve sürdürülebilir Müslümanlık derken?


Müslümanların büyük bir bölümü, sağlıksız bir din anlayışı sebebiyle, öncü olma görevini yerine getiremiyor. Bu yüzden de tarihin öznesi değil nesnesi olarak kalmaya devam ediyorlar. Yaşanabilir ve sürdürülebilir Müslümanlık, dış dünyayı, tarihin akışını Allah’ın iradesi doğrultusunda değiştiren bir anlayıştır ve yeryüzündeki statükoların yok olması için çalışır. Kılınan namazların, tutulan oruçların, indirilen hatimlerin, art arda hac ve umre ziyaretlerinin sayısal çokluğu yeni Müslümanlığın kriteri değil. Yeryüzündeki zulüm, adaletsizlik, sömürü, açlık, sefalet, işsizlik, savaş, talan ve benzeri şer gelişmeleri durdurma konusunda bir işe yarayıp yaramadıklarının muhasebesini yapabilenler, yaşanabilir Müslümanlığı tercih etmiştir.


İslam kültüründe olup da günümüzde geçerliliğini yitirmiş bilgilere örnek verebilir misiniz?


Mesela boşanmanın erkeğin iki dudağı arasından çıkacak bir söze bağlı olduğu. Tek adam yönetimi anlamında halifelik ya da saltanata ilişkin hükümler. Devlet başkanına mutlak itaati telkin eden fıkhî hükümler. Kadınların devlet başkanı ve yönetici olamayacağı... Kadının tek başına yolculuk edemeyeceğine dair hükümler. Müzik dinlemenin ve resim yapmanın -İslam’a uygun olan olmayan ayrımı yapmaksızın- haram olduğu…


Kitabınızda “İslami değerler dizgesi” diye bir kavram kullanıyorsunuz. Nedir bu?


Dinimizin, çağın insana neleri sunduğu sorusuna verdiği cevaptır. Bu değerler; metafizik değerler alanı, ahlaki değerler alanı, ibadetler alanı ve normatif düzenlemeler alanı (sosyal alan).


Ahlak, ibadetlerden önce mi geliyor?


İbadetler maddeten ve manen çok fazla risk almayı gerektirmeyen dini görevler. İslam’da öncelik, ibadetlerden ziyade değerler ve ilkelere verilmiş. İbadetler ise yeryüzünde sosyal-ekonomik adalet esasına dayalı bir düzen kurma çabasında, Müslümanlar için bir itici güç, ilham ve moral kaynağı olarak vazedilmiştir; yoksa yeryüzündeki zulüm ve kötülüklere sırtınızı dönerek yerine getirmeniz için değil. Müslümanların çoğu; namaz, abdest, oruç ve hac ile sınırlı bir Müslümanlık ile yetinmeyi tercih ediyor. Allah’ın İslam ümmetine yüklediği evrensel görevi yerine getirme konusunda ise tembel ve isteksiz davranıyorlar.


Namaz kılmayı terk eden bir Müslüman’ın küfre gireceğine ilişkin değerlendirmelerin doğruluk derecesi ne?


Kuran’da, namaz konusunda gevşek veya ihmalkâr davranan Müslümanların ölüm cezasına çarptırılması gerektiğine dair en küçük bir ipucu dahi yok. Bu konuda dayanak olarak gösterilen birtakım rivayetler ise, böylesi önemli bir meselede delil olacak kadar kesin ve açık değil. Hz. Peygamber döneminde böyle bir uygulamaya gidildiğine dair kesin ve net bilgiler de mevcut değil. Bu konuda doğru olan, namaz kılmayanların Allah’ın emrine karşı gelen “günahkâr” Müslümanlar olduklarıdır.


İslami eserler yazdığını savunanların çoğunun, belli bir mezhep ve meşrebi esas alarak kitaplar yazmalarının sebebi nedir?


Kuran ve sünnet açısından meseleye yaklaşıldığında, İslam dini mensupları için bir tek kimlik söz konusu, o da Müslümanlık. Mezhepler, cemaatler, tarikatlar ise bir kimlik, hatta alt kimlik dahi değildir. Bunlar en fazla İslam’ı anlama ve yorumlama konusundaki çeşitli çabalar, ilmi ve fikri ekoller olarak görülebilir. Hatta bazılarını bu kapsamda değerlendirmek bile oldukça zor. Zira bilhassa cemaat ve tarikatlar ilim ve fikir temelli, sorgulayıcı olmaktan ziyade; teslimiyetçi, hatta çoğunlukla cemaat veya tarikat liderine körü körüne bağlı kapalı yapılar. Çeşitli dini gruplar, günümüzde İslam birliğini güçlendirecekleri yerde tam aksi yönde işlev görüyorlar. Mezhep, cemaat, tarikatlar İslam dünyasının birliğine katkıda bulundukları, tefrika ve taassuptan uzak kaldıkları sürece İslam’a uygun hareket etmiş olurlar. Aksi takdirde İslam’a aykırı bir çizgide ilerlediklerini ve ahirette bunun hesabını vermek durumunda kalacaklarını bilmeliler. Kuran-ı Kerim de, En’am suresinde “Dinlerini parça parça edip, fırka fırka ayıranlar var ya senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur” ve er-Rûm suresinde “Dinlerini bölük pörçük edip fırkalara ayrılanlar gibi olmayın” deniyor. Bu ayetler, mezhepçilik, tefrikacılık, grupçuluk ve hizipçilik yapanları açık bir şekilde tehdit etmekte.


İslam’ın son din, Hz. Muhammed’in ise son peygamber olduğu, bundan sonra vahiy gelmeyeceği İslam dünyasında genel kabul. Ancak siz vahiy geleneğinin devam edeceğini iddia ediyorsunuz.



Elbette bu yeni bir vahiy ve yeni bir peygamber anlamında değil. Son vahiy olan Kuran’ı insanoğlunun tarihi tecrübesi ve aklıselim ile sürekli yorumlamak, bu vahiyden ilham alarak modeller geliştirmek, yani içtihat sürecine işlerlik kazandırmak mümkün. İslam küresel gelişmeler ışığında yeniden yorumlanarak bir “yeni nesil Müslümanlık” inşa edilmeli.


Size göre, “Bir Müslüman, statükocu, muhafazakâr ve kapitalist olamaz.” Peki, solcu olabilir mi?


Bir Müslüman’ın sağcı ve muhafazakâr olmasından kimse rahatsızlık duymadığı halde, solcu olmasından bu denli rahatsız olunmasının sebebi ne? Bu tutarsızlığı izah etmek güç, zira bunların her ikisi de İslam geleneği dışındaki modern yaklaşım ve eğilimler. Günümüz şartlarında Müslümanların daha sosyal adaletçi, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü, antiemperyalist, sömürü ve kapitalizm karşıtı, emek sömürüsüne karşı, çevreci, savaş karşıtı bir İslami çizgi benimsemeleri gerekir.


Konforlu bir hayata sahip kimi mütedeyyinler “Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” tezini savunuyor. Lüks ve şatafat dinen savunulabilir mi?


Müslümana yakışır bir yaşayış tarzı değil. Hele İslam dünyasında günde üç-beş lira ile geçinmek zorunda kalanlar varken. “Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” iddiası doğru ise, o zaman diğer Müslüman kardeşlerinin de bu lüks ve şatafata layık olduklarını kabul etmeleri gerekmez mi? Bunu söyleyemediklerine göre aslında, “Gariban Müslümanlar değil, bizim gibi komprador Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” demiş olmuyorlar mı? Bu yaklaşım, ne Kuran’a ne de Hz. Muhammed’in modeline uyuyor.


Son yıllarda bu kesimlerde dini nikâhla giderek daha da artan gizli evlilikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?


İslam’da imam nikâhı diye bir nikâh şekli yok. Nikâh İslâmî bir düzende İslâmî değerlere uygun kıyıldığı zaman, imam olmadan da geçerlidir. Türkiye’de vatandaşların dini inançlarını göz önünde bulunduran bir düzenleme yapılmadığı için, Müslümanlar da resmi nikâhın bu eksikliğini gidermek için ayrıca dini nikâh yaptırmayı tercih ediyor. Resmi nikâh memurlarının, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Alevi, Sünni, ateist olsun her vatandaşın arzusuna uygun bir merasim şekli belirlemesi, nikâh akabinde onların uygun görecekleri duaları veya iyi dilekleri okuması suretiyle bir çözüm bulmak imkânsız değil. Dini nikâh veya imam nikâhı uygulaması, kadınların istismarına yol açacak şekilde suiistimal edilmekte. Özellikle bazı tarikat ve cemaatler genç kızları dini nikâh söylemleriyle heveslerine kurban ediyorlar. Resmi nikâh kıymadan dini nikâh kıyılmamalıdır.

(Newsweek Türkiye)
http://www.haberturk.com/polemik/haber/513001-islam-yeniden-yorumlanmali


2-OLAY


OLAY-1-SAHTE DİN HOCALARI SINAVLA ELENDİ

Tahsin ÜLKER- Çağlar ÖZTÜRK / DHA 20 Eylül 2009




ADANA’da, Şeker Bayramı arifesinde mezarlıklardaki sahte hocalara, su ve temizlik hizmetleri verenlere yönelik operasyon yapıldı.

Adana Asri Mezarlığı’nda, bayram arifesi kabir ziyaretine gelen vatandaşlara izinsiz ve iyi bilmediği halde Kuran-ı Kerim okuyarak haksız kazanç sağlamaya çalışanları ayıklamak üzere imamlar nezaretinde sınav yaptırıldı. Mezarlık imamı Musa Teke ve Cumali Karabulut tarafından yapılan sınavda başarılı görülenlere yaka kartı verilirken, hatalı okuyanlar da mezarlık dışına çıkarıldı. Bu arada yaka kartı olmayan sahte hoca güvenlik görevlilerine zorluk çıkarttı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12518523.asp


http://dersitamam.blogspot.com/2010/03/sahte-din-hocalari-sinavla-elendi.html




OLAY-2


CUMA NAMAZINDA ÖLÜM







-1-5-2010


http://www.haber7.com/haber/20100501/Namaz-devam-ediyor-FOTO.php


Bursa'da Eski Karaman Mahallesindeki Yeni Cami'de Cuma namazını kılmak için camiye gelen emekli albay Hurşit Yeniler (76), ezanın okunması ile birlikte ayağa kalktı. Ancak Yeniler birden yüz üstü düşerek yere yığıldı.
Olay yerine gelen sağlık ekipleri cuma namazı kılındığı sırada şahsı hayata döndürmek için uzun süre uğraştı.
Ancak müdahalelere rağmen Yeniler kurtarılamadı. Cenazenin üstü kapatılırken, cemaat namazını kılarak camiden ayrıldı.

EY GİDİ RECEP YAZICIOĞLU RAHMET Mİ İSTEDİN……..
MÜSLÜMANLAR O ÇEŞMEDEN HALA SU İÇEMİYORLAR…SİZ NE DERSİNİZ?
DOSTLARA MEKTUPLAR-11-MÜSLÜMANLAR BU ÇEŞMEDEN SU İÇEMEZ


http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/dostlara-mektuplar-11-mslmanlar-bu.html


2-BAKARA

67-……………….. euzü billahi en ekune minel cahilin
67-……..Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım




3-HATIRLATMA



İSLAM GERÇEĞİ-A.Ü.İ.F.1995-SAYI-197
İSLAM GERÇEĞİ-A.Ü.İLAHİYAT FAK.YAY-1995-NO-197
ANKARA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ YAYINLARI NO : 197
İSLAM GERÇEĞİ
Prof. Dr. Hüseyin ATAY Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Prof. Dr. Beyza BİLGİN Prof. Dr. Rami AYAS Dr. Arif GÜNEŞ Dr. Hasan ELİK
ANKARA, MART 1995


ÖNSÖZ


Kur'an'ın anladığı manada din, Allah'ın insanoğluna, mutlu ve huzurlu yaşaması için tuttuğu bir ışıktır. Bu ışık, peygamberler aracılığıyla gönderilmiştir. Ne yazık ki insanoğlu dini, egoist hesapları ve iştahları ile yozlaştırmakta ve Allah'ın iradesinin dışına çekerek kendisini mutlu eden bir kurum olmaktan çıkarmaktadır. Kur'an bize gösteriyor ki, ilahi iradenin dışına çekilerek insan nefsinin hesaplarına uydurulan din, mutluluk yolu olmaktan çıkarak bir kahır ve kavga ocağına dönüşmektedir.
Her Peygamberin mesajı, kendisinden hemen sonra yozlaştırılmıştır. Cenabı Hak, her yozlaştırmayı düzeltmek üzere yeni bir peygamber göndermiş ve bu süreç Son Peygamber'in gelişine kadar devam etmiştir.
Son Peygamber'in gelişi, başka bir deyişle peygamberliğin son buluşu, insanoğlunun dinde vücut verdiği yozlaştırmaları düzeltmede başka bir tedbiri gerekli kılmıştır. Bu tedbir, Son Peygamber'e vahyedilen kitabın, yani Kur'an'ın ilahi korumaya alınması, insanlığın tahrip ve tahrifinden uzak tutulmasıdır. Bu demektir ki, Kur'an'ın gelişinden sonra dinde ortaya çıkacak saptırmaların ortadan kaldırılması, Yaratıcı'nın korumasındaki Kur'an'a baş vurmakla mümkün olacaktır.
Hz. Muhammed'in vefatının hemen ardından, onun tebliğ ettiği mesaja yönelik saptırmalar başlamış ve bunlar zaman içinde yoğunlaşarak Kur'an'la bazı konularda çelişen sanki yeni bir din şeklinde vücut bulmuştur. Kur'an'ın getirdiği İslam dininin
karşısına dikilmiş, rakip bir görüntüde olan bu oluşumu tarihi, kültürel sürecin ortaya çıkarttığı örfler ile hiçbir esasa dayanmayan hurafelerin şekillendirdiği söylenebilir.
Günümüzde İslam dünyasında, o arada Türkiye'de, bir kısım çevrelerce sahnelenen sözkonusu oluşumun gerçek Kur'an diniyle ilişkisinin yüzde kaç olduğu sorusu sık sık sorulmaktadır.
İşin, bizim ülkemiz açısından daha kötü bir yanı vardır. Bu kültürel ve hurafeye dayalı oluşumun, ülkemiz ve insanımız üzerindeki tarihsel kin ve iştahları tatmin etmek ve Türkiye'yi yıkıma götürmek için iç ve dış bazı mihraklar tarafından aleyhimizde kullanılan bir numaralı kurum halinde işletildiği görülmektedir. Aynı dini kabul etmiş olan insanlar, çeşitli oyunlarla "inananlar-inanmayanlar" diye bölünmek suretiyle bir kavganın içine itilmektedirler. Kısacası, insanımızın bin yılı aşkın bir süre canla-başla hizmet ettiği din, aleyhimizde bir yıkım aracı olarak kullanılmaktadır.
Bu karanlık ve yıkıcı gidişin durdurulabilmesi, Allah'ın buyruğu İslamın bu kültürel oluşum ve hurafelerden arındırılmasına bağlıdır. Bunun için, milletçe bir seferberliğe girmemiz kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu seferberliğin en önemli ve ilk adımı Kur'an'ı tanımaktır. Bu tanıma sayesinde, Kur'an mesajındaki dini kavrayarak sözkonusu oluşumları doğru zemine oturtacak güce ulaşılabilir. Bu gücü elde etmenin en değerli imkanları, özellikle hürriyet imkanı, bilim ve düşünce potansiyeli Türkiye'dedir. İslam'ın yalan ve sahteliklerden temizlenmesi gayretinde Türkiye'nin tökezlemesi İslam dünyasının kaderinin kararması anlamına gelebilir. Bu bakımdan ülkemiz ve insanımız, tarihsel görevlerinden birini daha yerine getirmek üzere tarih tarafından sahneye çağırılmaktadır.
Elinizdeki kitap, bu tarihsel görevin yerine getirilmesi için Kur'an denetiminde girişilmiş bir hizmetin ilk ürünüdür.
Kitap, temel meseleleri ana hatlarıyla ve Kur'an'da yer aldıkları şekilleriyle vermiş, detaylara ve alt kavramlara ilişkin açıklamaları daha sonra gerçekleştirilecek çalışmalara bırakmıştır
Çalışmamızın tüm İnsanlığa, ülkemize ve bütün İslam dün
yasına hayırlı olmasını yüce Allah'tan diliyoruz.
Yazı Heyeti Ankara, 1995


Elinizdeki kitap, İslam Dininin itikat, amel, ahlak ve hukuk boyutlarının daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacı ile bir heyet tarafından hazırlanmıştır.
Kamuoyunda çeşitli vesilelerle zaman zaman tartışılan bazı konulara açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
Her şey hoşgörünün hakim olduğu hür ve serbest bir ortamda tartışılmak sureti ile daha mükemmele ulaşılacaktır.
Okuyucuya faydalı olması dileği ile takdim edilir.
Prof. Dr. Mustafa Sait YAZICIOĞLU İlahiyat Fakültesi Dekanı


http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/islam-gerei-aif1995-sayi-197.html





İSLAM GERÇEĞİ-1-BÖLÜM


BU KİTAPÇIĞI BLOGUMA EKLERKEN BİR KONUYU AÇIKLAMAM GEREK.....
KURAN DIŞINDA HİÇBİR SÖZCÜĞÜ KABUL ETMEDİĞİMDEN....(ÇOCUKLARIMA NASİHAT İÇİNE BAKILABİLİR)müslüman yerine müslim,namaz yerine salat,cami yerine de mescid denmesi gerektiğini düşündüğümü açıklamak ihtiyacı hissettim...KARAR SİZİN...
YİNE DE EKLEYEYİM....İSLAM GERÇEĞİ İSİMLİ YAPITA İMZA KOYAN ALTI BİLİM ADAMININ AYNİ YAPITTAKİ GÖRÜŞÜNÜ:

KURAN ANLATIMIYLA DİN-İSLAM

Kur'an'a göre dinin sahibi sadece Allah'tır. Dolayısıyla din Allah tarafından konan, korunan ilahi ve evrensel bir kurumdur. Bu kurumda hüküm sahibi tektir; Peygamberlerin hem görevleri hem de büyüklükleri din kuyuculuğundan ve koruyuculuğundan değil, sadece Allah tarafından gönderilen dini tebliğ etmelerinden kaynaklanır. Hiçbir peygamberin din koyuculuğunda Allah'la beraberlik veya ortaklık gibi bir yetkisi ve üstünlüğü yoktur. Dinin bir tek sahibi vardır: Allah. Kur'an'ın bu konuya ilişkin ifadeleri çok açıktır. "Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır" (Zümer, 3). "Bana, dini yalnız Allah'a özgü kılarak O'na ibadet/kulluk etmek emredildi" (Zümer, 11).
Allah dışında herhangi bir kişi veya gücün, herhangi bir gerekçeyle Allah'ın yanında söz, hüküm, etki, şefaat, yaklaştırıcılık imkanına sahip kılınması veya düşünülmesi şirk, yani Allah'a ortak koşmaktır. "Yoksa Allah'tan başka şefaatçılar mı edindiler?... De ki: Şefaat, tümden Allah'ındır" (Zümer, 43, 44).

Allah'a iman ve sevgi, Allah'ın yanında birilerinin daha devreye sokulmasına bağlı hale geliyorsa Kur'an bunu da şirk(2) belirtisi sayar.
Kısacası, din konusunda Kur'an şu ilkeyi tartışmasız bir hakikat olarak ilan etmektedir. "Gerçek, Rabbinden gelir. O halde sakın kuşkuya düşenlerden olma" (Bakara, 147). "De ki: Sadece Allah götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı? Peki, ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?" (Yunus, 35).
Din konusunun temel Kur'ansal bakış açısı bu olduğu içindir ki, Cenabı Hak dinin adını da bizzat kendisi belirlemiş ve bu adın başka bir kuvvete nispet edilmesini önlemiştir.
Kur'an'ın getirdiği birlik dininin adı İslam'dır(3) ve bu adın yerine veya yanına başka
hiçbir kelime kullanılamaz.
(Ali İmran, 19, 85; Maide, 3).


ALINTI-İSLAM GERÇEĞİ-A.Ü.İ.F.-1995-SAYI-197-SH.8
(3) İslam; Arapça bir kelimedir. Türkçesi barışı hakim kılmak demektir. Din terminolojisinde "Allah'a teslim olmak" şeklinde mana verilmektedir.

http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/islam-gerei-1-blm.html





İSLAM GERÇEĞİ-A.Ü.İLAHİYAT FAK.YAY-1995-NO-197
ANKARA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ YAYINLARI NO : 197
İSLAM GERÇEĞİ
Prof. Dr. Hüseyin ATAY Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Prof. Dr. Beyza BİLGİN Prof. Dr. Rami AYAS Dr. Arif GÜNEŞ Dr. Hasan ELİK
ANKARA, MART 1995

İSLAM GERÇEĞİ-http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/islam-gerei-aif1995-sayi-197.html


İSLAM GERÇEĞİ-1-BÖLÜM
http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/islam-gerei-1-blm.html

İSLAM GERÇEĞİ-2.BÖLÜM
http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/islam-gerei-2blm.html

İSLAM GERÇEĞİ-3-İÇİNDEKİLER
http://dersitamam.blogspot.com/2007/11/islam-gerei-3-iindekiler.html

ARZU EDENLER VERDİĞİM LİNKLERDEN KİTABIN TAMAMINA ULAŞABİLİRLER.


39-ZÜMER- 9-hel yestevillezine ya'lemune vellezine la ya'lemun
9-“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”


7-ARAF- 185-.... fe bi eyyi hadisin ba'dehu yü'minun (BAŞKA HANGİ GERÇEK SÖZ-HADİS-E İNANACAKSINIZ)

77-MÜRSELAT -50-Fe bi eyyi hadiysin ba'dehu yü'minune.(BAŞKA HANGİ GERÇEK SÖZ-HADİS-E İNANACAKSINIZ)


2-BAKARA
67-……………….. euzü billahi en ekune minel cahilin
67-……..Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım


rabbena amenna fağfir lena varhamna ve ente hayrur rahimin (23-/109)
Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın,

ve selamün ala ibadihillezinastafa (27-/59)
Selam onun seçtiği kullarına,

sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun (37-/180)
Güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların isnat ettikleri vasıflardan münezzehtir. ,

ve selamün alel mürselin (37-/181)
Selam tüm peygamberlere!,

Vel hamdü lillahi rabbil alemin(37-/182)
Ve hamd alemlerin Rabbi Allah'a!

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa