05 Şubat 2013

BÜYÜK GÜNAH NEDİR


İHSAN ELİAÇIK

BÜYÜK GÜNAH NEDİR?


Acaba Kur’an’ın “büyük günah” dediği şey nedir?

Namaz kılmamak mı?

Oruç tutmamak mı?

Başörtüsü takmamak mı?

Kur’an’da “suç, günah, hata” tabirlerinden öte bir de “büyük suç/hata/günah”tabirleri geçiyor.

Baktığımızda bunların 7 yerde geçtiğini görüyoruz.

Ne olduğunu anlamak istiyorsanız, gelin birlikte bakalım.

Nuzül (iniş) sırasına göre sıralıyorum;

***

İlki NECM suresinde:

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bu, kötülük yapanların karşılıksız kalmaması, güzellik yapanların ise daha güzeliyle karşılıklarını bulması içindir. Onlar ki arada bir hataya düşseler de büyük günahlardan(kebârie’l-ism) ve çirkin davranışlardan kaçınırlar. Rabbinin mağfireti geniştir; bundan hiç şüpheniz olmasın.” (Necm; 53/31-32).

{KEBÂİRE’L-İSM}: Sözlükte [
كبر ] kökü “büyük olmak”, [ثما]  kökü de “suç işlemek, günaha girmek” demektir. Bu iki kelimeden oluşan [كباءر الاثم ] ise “büyük günahlar” demektir. Bu deyim aslında sadece Müslümanlara değil; insanlığa önemli mesajlar vermektedir. Ayette geçen lemem kelimesi ise “Bir anlık şuursuzluk hali” demek olup (Razi) “küçük günahlar, ufak tefek hatalar” şeklinde meşhur olmuştur. Demek ki “Günahın büyüğü küçüğü olmaz” sözü doğru değildir. Suçun ve günahın büyüğü olur ve Kur’an bu anlamda büyükler (kebâir) demektedir.

Peki büyük günahtan ne anlamalıyız?

Ayet bağlamına baktığımızda, “Dünya ve ahiret Allah’ın’dır” (Necm; 53/25) ve“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır” (Necm; 53/31) tekrarlı vurgularından da anlaşılacağı gibi büyük günah (kebâire’l-ism) “sahiplenme” (mülk) ile ilgilidir.

Keza aynı bağlamda “İnsan için emeğinden başka hakkı yoktur” (Necm;  53/39) ve “Onun emeği karşılığını görecektir (Necm; 53/40) tekrarlı uyarısından da anlaşılacağı gibi kişi emeğinden başka bir şeye sahip değildir. Bunu unutup örneğin çit çevirerek, emeği sömürerek vs. Allah’ın mülkünü ve insanların alınterini sahiplenmeye kalkışması büyük günah (kebâire’l-ism) olmaktadır. Sure bağlamından anlaşılan budur.

***

İkincisi VAKIA suresinde:

“İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su… Kapkara boğucu bir duman… Ne serinletir ne rahatlatır… Çünkü onlar bundan önce zenginliğin şımarttığı kimseler (mutrefîn) idi ve/yani büyük günah (hınsı’l-azîm) üzerinde ısrar ediyorlardı.” (Vakıa; 56/42-46).

{MUTREF}: “Bolluk içinde olan, şımarmış” demektir. Bolluk ve nimet içinde olmak, şımarmak (teref), konfor içinde olmak, nimetler içinde yüzmek (teterrûf), konfor, rahatlık, lüks, şımarıklık (teref) kelimeleri bu kökten… Demek ki mütref bir toplumun rahatlık ve konfordan şımarmış, “fors” sahipleri demektir… Bu durumda Kur’an’da sık sık geçen mele-i mütref “kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri” demek oluyor. Bugün için devlet beslemesi ailelere, sosyete çevrelerine, lüks ve sefahat içinde yaşayan zümrelere ve onlara özenenlere tekâbül eder. (Bkz. “Kur’an’da alttakiler ve üsttekiler” makalesi).

Bu durumda ayet bağlamında büyük günah (hınsı’l-azîm) insanlar açlık ve yoksulluk içindeyken zenginlik, bolluk ve refah içinde yaşamak ve bunun verdiği vurdumduymazlık ve şımarıklık (mutref) demek oluyor.  Öyle ki böylesi tipler bu şımarıklık içinde hesap, kitap, mizan, yeniden diriliş nedir bilmezler, aldırış etmezler, bunları hiç umursamazlar.

***

Üçüncüsü İSRA suresinde:

“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da size de rızkı veren Biziz. Doğrusu onları öldürmek büyük bir günahtır (hıtaen kebîrâ).(İsra; 17/31).

Yani: “Çalışmıyorlar, yağmaya, talana katılıp mal getirmiyorlar, hiç bir işe yaramıyorlar” veya “Beş parasız oldukları için zengin bir koca talip olmuyor, fakirlere gidiyorlar” veya “Büyüyünce tefeci bezirgânların eline düşerler, genelevlerinde çalıştırırlar, iyice rezil rüsva oluruz” veya “Belki bize acırlarda bol rızık ve mal verirler, onun için tanrılara kurban sunalım” diyerek çocuklarınızı sakın öldürmeyin. Bu çok büyük bir günah/cinayettir…

Çünkü bunlar Mekke’de oluyordu.

Görüldüğü gibi burada da konu (büyük günah) ve vurgu (mülk;zenginlik/yoksulluk) aynı.

***

Dördüncüsü ŞURA suresinde:

“Size verilmiş bulunan şeyler dünya hayatının metaıdır. Allah’ın yanındakiler ise iman edip sadece Rablerine dayananlar için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Onlar büyük günahlardan (kebâire’l-ism) ve çirkin davranışlardan uzak dururlar.” (Şura; 42/36-37).

Yine buradaki büyük günah da (kebâire’l-ism) yukarıdaki Necm suresindeki ile aynı. Vurgu da oradaki ile aynı. Orada “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.”dendikten sonra gelirken, burada “Size verilen şeyler dünya hayatının metaıdır.” dendikten sonra kullanılıyor. Demek ki büyük günah (kebâire’l-ism) dünya hayatını (malı, mülkü) ve ondan gelen faydayı (meta) bencilce sahiplenmedir. Oysa mülk Allah’ındır (dünya hayatı; yer, gök, mal, meta) ve insan için emeğinden başka hakkı yoktur.

Ayetin devamında da büyük günahtan (kebâire’l-ism) kurtulmak için ne yapılması gerektiği açıklanıyor: Allah’a güvenmek, kalıcı olanın O olduğunu kabul etmek, mal ve meta hırsına kapılıp elde edemeyince öfkelenmemek, salât etmek, etrafına danışmak ve verilen rızıklardan infak etmek… (Şura; 42/37-38). Metnin dışına çıkmaksızın bağlamdan baktığımızda durum budur.

***

Beşincisi BAKARA suresinde:

“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: ‘Onlarda hem büyük günah (ismkebir), hem de insanlar için yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.’ Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki:‘İhtiyaçtan fazlasını.” (Bakara; 219).

Görüldüğü gibi burada da büyük günah  (kebâire’l-ism) kavramının öncesinde içki ve kumar sonrasında da infaktan bahsediyor. Bu ikisi arasındaki bağlantı açıktır: Bir şeyi (kumar gibi) haksız yere sahiplenmek büyük gühahtır. Sahip olduklarının fazlasını elden çıkarmak (infak) gerekir. Bunu yapmayan da büyük günah işlemiş olur.  Demek ki içki, kumar, zina, altın, ipek vs. “zenginliğin şımarttığı kimse”(mütref)  davranışıdır. Onlara özenmemeliyiz. İşte sahip olduklarını infak etmeyip böyle  heva ve heves yolunda harcayanlar büyük günah işlemiş oluyorlar.

İşte bu beş yer Kur’an’da büyük günah/suç/hata anlamında iki kelimeyle; kebârie’l-ism, hınsı’l-azîm, hıtaen kebîrâ, ism kebîr (tamlama) olarak geçen yerler.

Şu iki yerde de tek kelimeyle (kebâir) ve fakat aynı anlamda geçiyor:

***

Altıncısı yine BAKARA suresinde;

“Sana haram aylarda ve Mescit-i Haram'da savaşmayı soruyorlar. Onlara söyle: Haram aylarda ve Mescit-i Haram'da savaşmak büyük (kebîr) bir şeydir. Bu, insanları Allah'ın yolundan menetmek ve kâfirlik anlamına gelir. Halkı yerinden yurdundan sürmek ise Allah katında çok dahabüyüktür (ekber). Baskı, zulüm ve zorbalık (fitne) öldürmekten dahabüyüktür (ekber). Bu zalim zorbalar, eğer güçleri yetse yolunuzdan döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan vazgeçmeyecekler.” (Bakara; 217).

Ayette neye büyük/daha büyük (kebir/ekber)) dendiğine dikkat ediniz: Haram aylarda ve Mescid-i Haram’da savaşmak… Halkı yerinden yurdundan sürmek… Baskı, zülüm, zorbalık…

Adeta denmek isteniyor ki: Sana haram ayda ve Mescit-i Haram’da savaşmayı soruyorlar. Bu çok kötü bir günahtır. Haram aylarda ve Mescit-i Haram’da savaşmak düpedüz insanları Allah’ın yolundan menetmek ve Allah’ı inkârdan başka bir şey değildir. (Ebu Muslim). Hem Allah’ın evini kendi tekeline alacaksın, hem de bu anıtın gerçek sahiplerinin oraya girmesine engel olacaksın. Allah’ın savaşmayı yasakladığı aylarda silâh çekmekten, kan dökmekten çekinmeyeceksin. Allah’ın Evi’ni savaş ve kan dökülen bir yer haline getireceksin. Ne ayların ne de Ev’in hiçbir saygınlığına uymayacaksın. Bunları ihlâl doğrudan Allah’ı inkârdır. Üstelik ahaliyi yerinden yurdundan edeceksin. Allah’ın Evi’nin gerçek bağlılarını şehirden süreceksin,“Buralar benim” diye kibrinden geçilmeyecek! Bu da zulüm üstüne zulümdür. “Hem suçlu hem güçlü” diye buna denir. Şüphesiz savaş iyi bir şey değil. Haram aylarda ve Mescit-i Haram’da savaş ise daha kötüdür. Baskı, zulüm ve zorbalık (fitne) ise savaştan çok daha kötü, çok daha beterdir.

Görüldüğü gibi ayette büyük günahın mantığı aynı: Sahiplenmek! Bu sefer sahiplenilen yer üstelik Allah’ın evi Kabe…

***

Yedincisi NİSA suresinde:

“Eğer siz yasaklandığınız büyük günahlardan (kebâir) kaçınırsanız kusurlarınızı (seyyiât) bağışlar ve itibarınızı yükseltiriz.” (Nisa;31).

Buradaki “büyüklerin” (kebâir) ne olduğunu anlamak için de ayetin öncesine ve sonrasına (parağrafa) bakmamız yeterlidir çünkü tam anlaşılmadı.

Sizce bu ayetin öncesinde neden bahsediliyor olabilir?

Okuyun;

“Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla dahi olsa haksız yere yemeyin. Kendi kendinizi aldatmayın. Allah size karşı gerçekten merhametlidir. Kim haddi aşarak, haksızca bunu yaparsa yarın onu ateşe atacağız. Allah’a göre bunu yapmak çok kolaydır.”(Nisa; 29-30).

Yani: Ey iman edenler! Bırakın açıktan haksızlık yaparak birbirinizin malını yemeyi,“kamu” adını vererek “birbirinizin malı” haline getirdiğiniz ortak malı (beytu’l-mal), karşılıklı paslaşarak, eşe dosta peşkeş çekerek, usulsüz ihalelerle ve ulufe dağıtmalarla, alan memnun veren memnun tarzında dahi olsa yemeyin… Birbiriniz ile dışarıdan bakılınca sanki ticaret yapıyormuş gibi görünen ve fakat gerçekte danışıklı dövüş olan alışverişlerden sakının. Böyle yaparak kendi kendinizi aldatmayın…

Peki ayetin sonrasında neden bahsediliyor olabilir?

Okuyun;

“Allah’ın kiminize kiminizden farklı verdiği şeylere göz dikmeyin. Erkekler için kazandıklarından bir pay, kadınlar için de kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Allah her şeyi biliyor. Herkes için bir şeyler bırakabileceği varisler tayin etmişizdir; anne-babalar, yakın akrabalar, nikâh akti ile bir araya gelenler. Sözleşmelerinizden doğan payları verin. Allah her şeyi inceden inceye görüyor.” (Nisa; 32-33).

Yani: Allah “eşitliği” takdir etmiştir (Fussilet; 10). Rızık ve rızık kaynaklarını, yarattığı insanların eşitçe kullanacağı şekilde “taksim” etmiştir. Bu doğal taksimatta herkes farklı ve fakat eşittir. Kimine kiminden farklı yetenekler vermiştir. Bunları istismar ederek, farklılıklarınızdan eşitsizlik çıkarmayın. Tekel, kast, sınıf, hiyerarşi ve hegomonya oluşturmayın. İlahî/doğal  taksimatta her şey herkese yeter. Ötekinin“payına” düşene göz dikmeyin, fazlasına tamah ederek eşitsizlik yaratmayın. Erkekler için kazandığından bir “pay”, kadınlar için de kazandıklarından bir “pay”vardır. Paylarınıza razı olun, daha fazlasına sahip olmaya çalışmayın. Bu paylar zaten aranızda varisler yoluyla birbirinize geçecektir, ihtirasa kapılmanıza gerek yok. Sözleşmelerden doğan haklara riayet edin, kime ne “pay” düşüyorsa adaletlice dağıtın; bölüşün, paylaşın…

Ayetin öncesini ve sonrasını okuyunca sanırım “büyük günah” (kebâir) neymiş anladınız; Başkasının payına göz dikmek… Daha fazlası hırsıyla mal toplamak… Kamu malını zimmetine geçirmeye kalkmak… Sahip olduklarıyla eşitliği bozmak; üstünlük taslamak, sınıf yaratmak, hegemonya oluşturmak…

***

Görüldüğü gibi Kur’an’da “büyük günah” bir şeyi sahiplenme (mülk) etrafında dönmektedir.

Bu, Kur’an’ın bir taraftan Adem kıssasındaki vesveselerin anası (şecere-i huld vemülk-i la yebla) diğer taraftan da en  “en büyük zulüm” (zulmün azîm) dediği şirkile ilgilidir.

Şecere-i huld: Son sınırına varıncaya kadar mal toplama. Şecere: toplayan şey, huld: son sınır. Sembolik dilde “sonsuzluk ağacı”… (Taha; 120).

Mülk-i la yebla: Yıkılmayacak bir iktidar ve mal sahibi olma. (Taha; 120).

Şirk-i zulmün azîm: En büyük zulüm ortak olmaya kalkmak.  (Lokman; 13).

Sözlükte şirk bir malın iki sahibi olması demektir. Örneğin “şirket” te mal ortaklığı vardır. Allah’ın mülkünden bir şeyi sahiplenip ortak olmaya kalkarsanız O’na şirk koşmuş olursunuz. Allah’ın mülkünden  (gökler ve yer) hiç bir şeye sahip olamazsanız, sahip olduğunuz tek şey emeğinizdir, ondan da size bir “pay” vardır. Gerisi kamunun/herkesindir.

Bunları unutup Şeytanın vesvesesine kapılarak son sınırına kadar toplamaya (şecere-i huld) kalkar ve yıkılmayacak bir mülkün (mülk-i la yebla) peşinden giderseniz“büyük günah” işlemiş olursunuz.

Kur’an verileri ışığında “büyük günah” bu olmak icap eder.

İlmihal kitaplarındaki büyük günah listelerini unutun.

Yukarıda göstermeye çalıştığımız yedi yerde geçen büyük günah ayetlerini Kur’an’dan tekrar tekrar okuyun…



58 YORUM YAPILMIŞ..BU ADRESE BAKILABİLİR..

ELİNE,DİLİNE,GÖNLÜNE SAĞLIK

         39 -ZÜMER-9-hel yestevillezine ya'lemune vellezine la ya'lemun 9-“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”



         17-İSRA-34…..evfu bil ahd innel ahde kane mes'ula 17-34-…………Ahdinize vefalı olun çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.


          40-MÜMİN 27. Ve kale musa inni uztü bi rabbi ve rabbiküm min külli mütekebbiril la yü'minü bi yevmil hisab

 Diyanet Vakfı 27. Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım, dedi. 
 Elmalılı Hamdi Yazır 27-Musa da: "Muhakkak ben, hesap gününe inanmayan her ululuk taslayandan Rabbime ve Rabbinize sığındım!" dedi. 
 Yaşar Nuri Öztürk 27 Mûsa dedi: "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olana sığındım." 

 
         68-KALEM 51. Ve in yekadulleziyne keferu leyuzlikuneke biebsarihim lemma semi'uzzikra ve yekulune innehu lemecnunun. 52. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne 
 Diyanet Vakfı 51. O inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.
 Elmalılı Hamdi Yazır 51-Ve gerçekten o küfredenler o zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı; bir de durmuşlar: "O şüphesiz bir deli." diyorlar.
 Yaşar Nuri Öztürk 51 O küfre sapanlar, Zikir'i/Kur'an'ı işittiklerinde az kalsın gözleriyle seni devireceklerdi. "Bu tam bir cinlidir." diyorlardı.
 Diyanet Vakfı 52. Oysa o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür. Elmalılı Hamdi Yazır 52-Halbuki o (Kur'an) bütün akıllı alemler için bir öğüttür. Yaşar Nuri Öztürk 52 Oysaki o Zikir/Kur'an âlemler için bir öğütten başka şey değildir.

 
           81-TEKVİR       27. In huve illa zikrun lil'alemiyne.
 Diyanet Vakfı 27. O, herkes için, bir öğüttür,
 Elmalılı Hamdi Yazır 27-O, sadece bir öğüttür, alemler için.
 Yaşar Nuri Öztürk 27 O, âlemlere bir öğütten başka şey değildir. 
       28. Limen şae minkum en yestekıyme,.
 Diyanet Vakfı 28. Sizden doğru yolda gitmek isteyenler için de. 
 Elmalılı Hamdi Yazır 28-Ve içinizden dosdoğru olmayı dileyenler için. 
 Yaşar Nuri Öztürk 28 İçinizden, dosdoğru yürümek isteyen için.
       29. Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul'alemiyne.

 Diyanet Vakfı 29. Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

 Elmalılı Hamdi Yazır 29-Fakat o alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz! 
 Yaşar Nuri Öztürk 29 Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!   


      7-ARAF-23 kale rabbena zalemna enfüsena ve il lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirin 

Diyanet Vakfı 23. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. 


       21-ENBİYA-87……(yunus dediki)… ………el la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin 

 Diyanet Vakfı 87. Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!"


       28-KASAS-16-kale rabbi inni zalemtü nefsi fağfirli ....fe ğafera leh innehu hüvel ğafurur rahiym Diyanet Vakfı 16. Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O'dur. 


       2-BAKARA-286-. leha ma kesebet ve aleyha mektesebet* ….rabbena la tüahızna in nesina ev ahta'na*..

 2-286-DİYANET- Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. ..Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma…sorgulama…hesaba çekme… 


       12-YUSUF 21-……vallahü galibün ala emrihi ve lakinne ekseran nasi la ya'lemun 

 DİYANET-21-….Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler. ELMALILI-21-…….Allah, yaptığı işte üstün bir güce sahiptir, fakat insanların çoğu bilmezler. Y.NURİ-21-………..Allah, kendi emrine Gâlib'dir/kendi emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.



       12-YUSUF 100…….inne rabbi latiyfül lima yeşa' innehu hüvel alimül hakim 100…. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."

       101-….fatıressemavati vel ardı ente veliyyi fid dünya vel ahirah teveffeni müslimev ve elhıkni bis salihiyn 
101…. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!"


       7-ARAF- 185-.... fe bi eyyi hadisin ba'dehu yü'minun (BAŞKA HANGİ GERÇEK SÖZ-HADİS-E İNANACAKSINIZ) 


       77-MÜRSELAT -50-Fe bi eyyi hadiysin ba'dehu yü'minune.(BAŞKA HANGİ GERÇEK SÖZ-HADİS-E İNANACAKSINIZ)


 rabbena amenna fağfir lena varhamna ve ente hayrur rahimin (23-/109) 


 ve selamün ala ibadihillezinastafa (27-/59) 


 sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun (37-/180) 


ve selamün alel mürselin (37-/181) Vel hamdü lillahi rabbil alemin(37-/182)






0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa