09 Kasım 2007

DOSTLARA MEKTUPLAR-16-BİR HABER-BİR YORUM-BİR HİKAYE

BİR HABER-BİR YORUM-BİR HİKAYE

'Ruhban okulunu açın'
''İstanbul'da Buluşma: Bugün ve Yarın'' Konferansı Düzenleme Kurulu Başkanı Dimitri Frangopulos, ''Beklentimiz, ekümenik patrikliğin hukuki kişiliğinin tanınması, Ruhban Okulunun tekrar çalışması'' dedi.
02 Temmuz 2006 16:09-GAZETELER...



''İstanbul'da Buluşma: Bugün ve Yarın'' Konferansı Düzenleme Kurulu Başkanı Dimitriİ Frangopulos, ''Cemaatimizin Hükümetten beklentisi, ekümenik patrikliğin hukuki kişiliğinin tanınması, Ruhban Okulunun tekrar çalışması'' dedi. Zoğrafyon Lisesini Bitirenler Derneği tarafından düzenlenen ''İstanbul'da Buluşma: Bugün ve Yarın'' başlıklı konferans, sona erdi. Hilton Convention Center'deki toplantının ''Bugün ve Yarın: İstanbul Rumlarının Geleceğine İlişkin Öneriler'' konulu oturumunu yöneten Sorbonne Üniversitesi'nden Prof. DrHristos Kleris, toplantının, Türkler ve Rumlar arasındaki bağların güçlenmesine katkıda bulunduğunu söyledi. Kleris, İstanbul'daki Rum okullarından en azından bazılarının, Yunan dilinin öğretildiği, herkese açık bir eğitim merkezi haline dönüştürülmesi önerisinde bulundu.
Zoğrafyon Lisesini Bitirenler Derneği Başkanı Laki Vingas da, ''özel statülü halk kitlesi ve siyasetin bir parçası'' olmaktan yorulduklarını söyledi. Türkiye'nin ekonomik gelişmesinde yer almak, geleceklerinden emin olmak istediklerini anlatan Vingas, ''Bu toplantıyı düzenlemek hayalimizdi. Bu gerçek oldu'' dedi. Dimitri Frangopulos da Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin iyileşmesinin Rum cemaatinin geleceği için iyimser bir rota olduğunu belirterek, ''Cemaatimizin Hükümetten beklentisi; ekümenik patrikliğin hukuki kişiliğinin tanınması, Ruhban Okulunun tekrar çalışması. Mülkiyet haklarıyla ilgili bütün düzenlemelerin yapılması, vakıf meselesinin hukuki çözümünün bulunması. Vakıflar Kanununun kabul edilmesiyle, devletle cemaat arasındaki sarsılmış güven hissinin tekrar hayata geçeceğine inanıyoruz'' diye konuştu.


YUVARLAK MASA TOPLANTISI-
Öğleden sonra düzenlenen yuvarlak masa toplantısını yöneten Atina Üniversitesi'nden Prof. Dr. Kosta Gavroğlu da yeni çağdaş dünyada Türkiye'yi yanlarında görmek istediklerini ifade etti. Gavroğlu, ''Eğer biz burada insan hakları, dini özgürlük istiyorsak, Batı Trakya'daki Türkler için de aynı şeyleri istememiz lazım. 1-2 yıl önce şu 3 gündür söylenenlerin söylenebileceğini tasavvur edemezdim. 'İstanbul'da Rumluk bitti' diyenlere, bu toplantı en güzel cevaptır'' dedi. Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yorgo İstefanopulo da Türk meslektaşları arasında ayrımcılığa maruz kalmadığını, aksine sevgi ve saygı gördüğünü belirterek, ''Bana ileri düzeyde bir görev vererek, bu sevgi ve saygılarını kanıtladılar'' diye konuştu. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Berktay (bu sifatlari nereden nasil aldiysa) da Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlar'dan geri çekiliş sürecinde çok korkulu ve endişeli bir Türk milliyetçiliğinin geliştiğini söyledi. Berktay, ''bunun ardından elde avuçta kalabilecek biricik ulus devlet mekanı olarak Anadolu'nun görüldüğünü belirterek, burada şiddete dayalı yöntemlerle Türkleştirme yaşandığını'' öne sürdü ve örnek olarak Rum tehciri ve sözde Ermeni soykırımını gösterdi.

Yukarıya çıkarılmış haber gazetelerde yayınlandı ve bir dostun iletisinden kayıtlarıma geçti.Kendisine yazdığım yanıtta aynen :
Osmanlıyı çökertmeye çok uğraştılar.Aynı benzer metodları değişmedi.Yönetenlerin sorumluluğu çok.Onların hatalarının cezasını ulusca çekeriz.Akıl zamanında kullanılmazsa isabet edecek musibet sadece zalimlere isabet etmekle kalmaz bundan mazlumlar da zarar görür.(KURAN-ENFAL-25)Akılsızların yüzünden Osmanlı gitti.Yerine Cumhuriyet nelerle kuruldu.Endülüs’ü boşa örnek göstermiyorum.800 yıl hüküm sürdükten sonra yıkıldı.Ve çok sevdikleri ayrılamadıkları Cami dedikleri ibadethanelerden bir tane bile kalmadı….Osmanlı 600 yıl..Ve Cumhuriyet henüz 83 yaşında…Onlar buna göre henüz erken deyip çalışmalarına devam ediyorlar…İspanya’dan nasıl çıkarttıysak Anadolu’dan da aynı şekilde çıkartırız diyorlar.
Hikayeyi duymuşsunuzdur….
Osmanlı’nın yıkılışına yakın günlerde Trabzon olarak bildiğim…ama başka yer de olabilir….Fransız Kançilaryası hergün Valiye gelir bir şeyler ister…….şikayet eder….Vali her seferinde Sadarete tel çeker sorar…Her seferinde tavsiye aynıdır……İDARE-İ MASLAHAT….Yani vaziyeti idare et…..Birgün son derece bunalan Vali dayanamaz….İstifa etmeyi göze alır ve İDARE ELDEN GİTTİ NE TAVSİYE EDERSİNİZ diye son bir tel çeker…..İstifa etmeye zaman kalmadan yanıt yetişir….KALANI SIKI TUT……….
Diye yazmıştım…….
Sonrasını biliyoruz………
1961 de Mülkiye’ye girdiğimde gündemde olan ve yeri geldiğinde anlattığım çoklarınca bilinen ,örnek gösterilen bir leylek hikayesi vardı……Hatırlayalım tekrar olsa da…..
Geçmis zamanlardan birinde iki gezginin yolu bir kasabaya düşer.Bir meydanda halk toplanmış büyük bir kalabalık….Yukarda bir leylek dolaşıp duruyor..Kor mu topal mı yaşlı mı belli değil….Gelip birinin başına oturmaya çalışıyor…Etraftakilerin ha-hu-alkış-bağırışmasından tekrar havalanıyor…Yine birinin başına gelmeye çalışıyor..Yine hurra v.s seslerinden kalkıp havada turlamaya başlıyor….Merak edip birine soruyorlar..nedir bu iş….adam anlatıyor..Bu bizim adetimizdir…Yeni Padişah seçileceği zaman bu meydanda toplanırız….Kafesindeki bu leyleği havaya salarız…Kimin başına konar da seslemelere –bağırmalara rağmen kalkmaz,oturup kalırsa o bizim padişahımız olur,diyor……
İki gezgin birbirlerine bakıyor ve kenara çekilip seyredelim ilginç bir olay diyorlar…Bu arada kendi aralarında da konuşuyorlar….Senin başına konsa ne yaparsın diye biribirlerine soruyorlar….Birisi iyi niyetle…elbette elimden gelen iyiliği yaparım diyor ve soruyor …ya sen…..Arkadaşı..öyle bir şey olursa ben yapacağımı bilirim diyor…..Hikaye bu ya….ben bilirim diyenin başına leylek gelip çöküyor ve ne yapılırsa kalmıyor….akşam hava kararana kadar….Gelenekleri öyle imiş…..O zaman hep beraber Padişahım çok yaşa diye adamı alkışlayıp elleri üzerinde götürüp tahta oturtuyorlar…..
Padişah olan ilk olarak arkadaşını yanından uzaklaştırıyor…Git sen falan yerde Vali ol diyor….Sadrazam sabah gelince..nasıllar kullarım diye soruyor….Sadrazam..çok iyiler..sayenizde daha da iyi olacaklar..mutlular..oynuyor..bayram yapıyorlar diyor…
Padişah ellerini ovuşturuyor ve ilk emrimi veriyorum diyor…..Yarından itibaren herkes..her alışverişte..alan da..satan da…birer para vergi verecek ….Aman padişahım diyor sadrazam…olur mu..ne bu…diye itiraz edecek oluyor…….sus diyor…ben padişah mıyım…evet….asar mıyım..evet..kese miyim….evet…o halde hemen telallarlı çıkart….emre itaat etmeyen asılacak….ya da kesilecek….
Emir yerine getiriliyor…Bir süre sora iş hayatı-üretim durma noktasına geliyor…alan da satan da verince ne olur bakın bakalım…..Yine padişah soruyor…nasıllar kullarım….yanıt..çok kötü…..şunu kaldırın….diye yakınmaya başlayan sadrazama emir…..iki katına çıktı…..Yapma-etme demelere..asarım-keserim…..ne yapsınlar…devam……Artık kimsede mecal kalmadığı..tarlaların ekilmediği..otların toplanıp yendiği,ısınmak için güneş açmasının beklendiği ,kimsenin yerinden kalkamadığı bir zamana geliniyor….Yine soru…kullarım nasıl…..Ahhhh diyor sadrazam….lütfedin şu vergileri kaldırın…..Millet perişan..diye anlatmaya başlıyor……Padişah tamam tamam diyor anladım…..Şimdi yeni emrimi tebliğ ediyorum…uymayanları ya asar ya keserim ona göre…..Ümitle ne diyecek diye bekliyor sadrazam……
-Yarından itibaren tüm kapılar çakılacak….Herkes evine,işyerine bacadan girip çıkacak……..Sadrazam ne beklerken ne buluyor..eyvah diyor….ama fayda yok…padişah kararlı….asarım-keserim…..başka şey söylemiyor…..
Akıllarına arkadaşı geliyor…Diyorlar ona bari söyletelim..belki onun dediğini dinler….Gidip durumu anlatıyorlar..Arkadaşı geliyor….Ne yapıyorsun arkadaş bu ne zulüm böyle diyecek oluyor……Padişah yanıtlıyor….Hatırla bak o günü..ben demedim mi sana bu leylek benim başıma konarsa ben ne yapacağımı bilirim diye…..evet..dedin diyor arkadaşı…eeee daha ne bekliyorsun ki…..başına leylek konanı padişah yapan millet her türlü rezilliği çekmeye hazır demektir….Bacadan girmek yeter mi…..Daha dur bakalım..neler yapacağım….
Hikayenin sonu yok……Sonra ne mi olmuş….size kalmış değerlendirme……
Ama benim kırk yılı geçkin meslek hayatımda söylediğim bu hikayeden kaynaklanır….Kapıya gelip de nezaketen girebilir miyiz diyen….bilhassa tanıdık ve latifeyi anlayabilecek olanlara takılmışımdır hep…..kapıları kapattık da bacadan mı gireceksiniz diye…..Kapım açık ..bir de girebilir miyiz demek ne demek oluyor….Efendim olsun..soralım…kapalı olmayan kapıdan girerken sizin sormanız ne oluyor….nezaket..efendim..nezaket….işte halkımızın nezaketi…açık da olsa kapıyı tıklamak…bu iyi bir gelenek….
Kapım hiç kapanmadı…..Bu ana kadar..sadece değişik iki ilçede ,ayrı zamanlarda hükümetleri kurdukları gün değişik iki partinin iki milletvekili kapımı arkasından kapadı….Makam odasına geliş ,oturuş ve davranışlarının Devlet ve Bayrak karşısında terbiyesizlik-en azından-nezaketsizlik olduğunu yüzlerine karşı söylediğim için….Herhangi bir partinin,hele kendi partilerinin hiç değil…devletin memuru olduğumu hatırlatmak zorunda bıraktıkları için…..Tabii oralardan 15 gün kadar sonra ayrıldığımı eklemem gerek….Elbet yargı kararı ile dönebilirdim….En azından yönetmelikler gereği asgari sürelerim dolmamıştı…Ama benim YARADAN’a inancım öyle ki…..O dilemezse…elleri kırılır…atama emrim imzalanmazdı..Ve bakara süresi 216….merak eden baksın…..Gelecek günlerde,zaman yeter ve yeri gelirse,bir ara yer ve kişi belirterek de yazabilirim…Ama benim için hiç önemi yok….nasılsa görüşeceğiz….Şu andaki hallerini de biliyorum….
Ders bitmez….can tende ise….görev de bitmez….ten can-a sahip ise….

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa