10 Kasım 2007

ÇOCUKLARIMA NASİHAT-SÖYLEŞİ-17

SÖYLEŞİ –17

-
Cami diye ibadethane icat edip Hiristiyanın kilisesi, Yahudinin havrasına karşılık tutanlar bir da camiyi sadece erkeklere mahsus kılıp Allah’ın yarattığı ve insan sıfatını verdiği kadını dışlama yoluna gitmişler. Sanki kadın onları doğuran, büyüten, emziren değilmiş gereksizmiş gibi öylesine bir meta haline getirmişler. İnsan denince kadın-erkek anlaşılmıyor mu? Nasıl ayırıp da bir de üstelik erkekleri camiye kadınları da evlere hapsediyorsunuz? Allah'ın muradı bu mu ? Nereden çıkarıyorsunuz ? Nerde yazıyor ? Bile bile , göre göre bir de Allah'a inandık deyip kendi nefislerine alet ettiklerini, güya peygambere atfen söyledikleri ve adına "hadis" dedikleri sözlerle, peygambere karşı bile bile yalan söylemekten çekinmiyorlar. Bir güruh cahil insan topluluğu da gözleri, kalpleri kapalı arkalarından sürü misali gidiyorlar. Kanara'ya giden koçun peşinden giden hayvan sürüsü gibi. Halbuki koç arka kapıdan çıkarken sürünün hepsi kesilmiş olacak. Kesilirken aldatıldığını anlayacak ama,bir kere kasabın eline geçti ne çare?

Ey insan oğlu, aklını başına al, oku ve düşün.. Tezekkür et, tefekkür et, istersen geri dön tarihe bir bak..

Kur'an ziynetlerini ört diyor kadınlara. Başörtülerinizi ziynetlerinizin üstüne salın(koyuverin) diyor. Bunlar başlarını sarıp sarmalıyor. Başı ziynet sayıp bağlıyorlar. Nasıl da aldatılıyorsunuz. Bazıları istedikleri gibi yorumluyor. Siz de peşlerine takılıyorsunuz. Kadın da erkek de başını elbet örtebilir. İstediği gibi örtebilir. Ama bunu dinin vazgeçilmez bir emri gibi gösterirsen iş değişir. Başını rahibeler gibi örtersen onlara benzersin. Allah'tan korkun. (5/51). Güneydoğuda daha önce tanıdığım bir ilçenin müftüsü ziyaretime gelmişti. Çay ikramı sırasında, başından şapkasını çıkarmıştı. Dine bağ¬lılığını bildiğim yerli odacıya misafirin... ilçesinin müftüsü olduğunu söyleyince, odacı öyle bir tepki gösterdi ki..."bunun başı açık bun¬dan müslüman bile olmaz" gibi bir şeyler söyledi. Müftü, başın açık olmayacağını kendi mezhebine göre izah ederken , kapalı mekanlarda baş açılabileceğini söyledi ise de ikna edemedi. Demek ki bazı yöre ve inanışlarda erkeğin de başı açık olmasının dine aykırı olduğu düşünülebiliyor. Bunu belli guruplar dinden uzaklaşmak belki de çıkmak olarak da kabul ediyor veya düşünüyor.

Tabii bu ve buna benzer düşünce sahipleri ve onlara uyanlar yüzünden kadın hava almaz ve evden çıkmaz bir meta haline getirilip insandan bile sayılmıyor. Sonra da ben Allah'a, peygambere inanıyorum diyerek, aksine hareket edenler bir nevi "aforoz" ediliyor. Bu ya¬lanı bilerek yapıyorsan vay ki vay.. Cahillikle yapıyorsan bil ki cahillikten kurtulmayanlar cennetin kokusunu bile duyamazlar.

Ne diyor bak ayet, (6/116). zanlarınıza uyarak kaybedersiniz. Gelin akıl ve ilmin, kalplerin uyarısına kulak verin. Sımsıkı bağlanmış başlarıyla kulakları da duymaz hale getirilen kadınlarınıza kendi kıskançlıklarınızın zulmünü yapmayın.

Bir de hadis diye uydurduklarına bak ki "kadının saçı görülürse oraya melek girmezmiş." Nereden çıkarıyorsunuz? Buna da hadis deyip bir sürü de yalancı tanık gösterirler . Melekleri görseniz tanır mısınız?

Melekler neye benziyor? Erkek mi dişi miler? Fatih'in İstanbul'u muhasara ettiği sırada Bizans'ın ileri gelen alimleri de meleklerin dişi mi erkek mi olduğunu tartışıyordu. Bu da mı size bir şey söylemiyor? Melekler erkeklere geliyor da kadınlara gelmiyor mu ? Yoksa her şeyin kaydolduğundan emin değil misiniz?

Erkeklerin başına sardıkları da baş örtüsü değil mi? Hiç o zamanı gördünüz veya tahayyül ettiniz mi? Sıcağın başını kaynattığı ve tekstil ürünlerinin henüz bollaşmadığı bir zamanda kadın da erkek de başını örtüyordu. Onun için bazı insanlarda erkeğin başını örtmeleri de dine aykırı olarak kabul ediliyor. İşte misali.. İşin aslı şu ki; o zaman kefen bulamama korkusu ile insanlar buldukları bez parçalarını birleştirip vücudu saracak kadar olanını bir araya getirip başlarına doluyorlardı. Bunun kadın erkek ayrımı yoktu. Kefen ölçüsü kadar olacak bez bulunca bunu başlarına sarıyorlardı. Senin sarık dediğin bez açıl¬dığında ölüyü saracak bir kefen haline geliyordu. Kadınlar da aynı şekilde bu uzunluktaki bir bezi başlarına sarıyorlardı. Kadınlar bunu sararken başlarına üzerine bir kısmını topluyor tepsi ve benzeri bir eşyayı taşımak için düz hale getirip,örtünün bir kısmını da omuz¬larına koyup, testi, su kabı, ve benzeri eşyayı taşırken omuzlarının acımamasını sağlıyorlardı. Yeterli bez ve kumaş bulunamadığından ve bulunan da pahalı olduğundan, kol, bacak, göğüs kısımları doğru dürüst örtülmeden bulabildikleri şeylerle yetiniyorlardı. Ancak suyun az, gölgenin bulunmadığı, güneşin yaktığı bir ortamda dışarı çıkarken bu şartlarda ancak buldukları örtüleri kullanabiliyorlardı, işte bu başlarına sardıkları gerektiğinde kefen yerine kullanılabilecek bezler "baş örtüsü" denilen bez parçalarıydı. Ziynet diye tarif edileni tartışmaya bile gerek yok.

Yani bir de (5/6) da tarif edilen abdesti göz önüne getir. Kadın-erkek ayrımı yapıyor mu?Aklını kullanmayanlar ve her ayeti kendilerine göre yorumlayanlardan Allah'a sığınırım. Ziynetlerin üzerine salsınlar(koyuversinler) mı diyor, yoksa her taraflarını görünmez şekilde bağlasınlar mı diyor? Peygamberimizin uygulamasından bahsedecek olanlar da kendilerine gelip uydurmaların arkasına sığınıp O'na boş yere iftira edip günaha girmesinler. İnsanın kimliğini mutlaka yüzünden ayırırız. Kadınları örtülerin altında dışardan tanınmayacak hale getirmek O'nun ne fikri ne de uygulamasıdır. Bu gün türban adı altında yapılan uygulama ve o şekilde örtünmeyi fazilet veya dindarlık sayanları sıraya koy ve arka veya yanlarından bak bakalım. Hangisinin kim olduğunu ayırdedebilecek misin? Üniforma misali. Yok böyle bir şey. Nasıl da aldanıyor nasıl da kıt düşünüyorsunuz. Elbette kadının değil, erkeğin bile yemek ya¬parken başını örtmesi, yemeğin içine saç düşmesini engeller. Saçı tozdan korur. Mikrop bulaşmasını engeller. Ameliyata giren doktorun başını kapatması, ebe hemşirenin başını örtmesi gerekir. Bununla dini gerekleri karıştırmanın bir anlamı yoktur. Kadının kolu, bacağı, göğsü, gerdanı, beli ayıp yerleri nasıl erkek üzerinde şehvet duygularını tahrik ederse, erkeğin de aynı yerleri kadınlarda aynı duyguyu uyandırır. Şüphe eden dener. Erkeğinki serbest kadının ki yasak öyle mi? Kadın da erkek de ırzını korumaya mecburdur. (24-/30-31) Irzların korunması erkekler için de, kadın için de görevdir. Korumazsan cezanı çekersin o ayrı mesele. Ancak kadın ile erkeği birbiri için eş olarak yaradan Allah, ikisini de "insan" olarak yaratmıştır. Mükafatta da cezada da ayrım gözetmemiştir. Her insan kendisinden sorumlu tutulacaktır. (2/285)"leha ma kese’bet ve aleyha mektesebet"(her yaptığın iyilik lehine, kötülük aleyhinedir;) Benzeri ayet pek çoktur. Bunda kadın erkek ayrım yoktur. Zaten, Yaradan'dan adaletsizlik beklenmez. Aykırı düşünen ve uygulamaya kalkanlar hüsrana uğrayacaktır. Yazık... yazık...Kadının zarif ve nahif yaratılması ve "ana"lık görevi yüklenmesinden ötürü bazı ayrıcalıkları da tanımıştır.Bu da daha iyi korunmalarına yönelik ayrı bir tavsiyedir. Adil’lerin Adil’i olan ve insanlara da adaleti “emreden” Alemlerin Rab’binden sakın başka bir şey bekleme.
Kur'an'da size her türlü misali verdik. Yaradan bak(l6/9O) ayette "innallahe yemürü bil adli vel ihsani ve itai zilkurba ve yenha anil fahsai vel münkeri vel bağy ,yeiziküm lealleküm tezekkerun" (Allah, size adil olmayı, yoksul ve akrabaya yardım etmeyi, kötülükten alıkoymayı –emreder- düşünün diye açıklıyoruz.) der.Buradaki "emreder" sözüne dikkat et. "innallahe yemürü" diyor, Bu bir de (4/58) de "innallahe yemüru'küm en tüeddül emaneti ila ehliha" (Allah emaneti ehline vermenizi emreder.) olarak geçmekte. Bir sürü konuda tavsiyede bulunan Cenab-ı Hak bu iki konuda "emretmektedir.".Yani "adil olmak" derken müslim kafir ayırmamakta, bütün insanlardan değil, bütün yaratılanları da içine alacak bir ifadede bulunmaktadır. Yunus Emre her halde bazı sırlara ermişti ki “yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü" demişti. Ne güzel örnek nasılda güzel ifade etmiş. Ayırdetmeksizin “adil” olabilmen için ayırdetmeksizin “sevmen” gerekir. Hz. .Ali (K. V.) , Mısır'a Vali olan Malik ibn al Haris al Eşter'e yazdığı mektupta onun için "kapına gelen ya dinde kardeşin, ya da yaradılışta eşin, onlara güzel davran "demiyor mu? Adil ol bir emir ve bunda kadın-erkek, yabancı, hayvan, yaratılan hiç bir şey ayırdedilmiyor. Hac için ihrama girenlerin sinek öldürmesi dal, çiçek,ot koparması neden yasak? Ama ot koparmayan dal kırmaktan kaçınanlar nasıl da "insan"ı kırıyor?

Ya emanetin ehline verilmesi “emr”ine ne demeli? Sayfalarca izah gerekir belki ama, kalp gözü açık olanlar bunu kolay çözer. (33/72) Hatırla “inna eradnel emaneti alessemavati vel ard vel cibali feebeyne en yahmilneha, ve eşfakna minha, ve hamelehel insan, innehu zalumen cehula” (emaneti gök, yer, dağa, teklif edince haşmetinden çekindiler de zalim ve cahil olan insan yüklenmekten çekinmedi.) İnsan cahil ve zalimlikten kaçınmalı ki Allah’a yakın olsun ve O’nun himayesine girsin. Emaneti ehline vermezsen başına geleceğe katlanırsın.

Adil ol ve emaneti ehline ver. İşte sana iki emir. Yerine getirebilirsen gel beri,..

Devamları da var tabii. Ancak bizim allamelerin böyle emirlere ayıracak vakitleri de yok ilgileri de. Onlar , cami, minare, ölüye Kur'an okuma, beş vakit namaz, oruç, başörtüsü ile işi bitiriyor. Allah “emr" eder diyor ayet, hiç önemli değil hoca efendiler için. Onların gündeminde böyle bir şey yok. Tabii, akrabaya yardım, deyince devlet hazinesinden aktararak, torpil yaparak o emri uyguluyorlar. Tabii başındaki "yemürü bil adl (adil ol) emrini göz ardı ederek. Makamlar, mevkiler, yandaşları ile paylaşılırken elbette biz Allah’ın emrine uyuyoruz diye bahaneleri hazır. "ve yenha anil fahsai vel münker"(kötülüğü ve yanlışlığı-inkarcılığı-önle) dediğini görmek ve duymak bile istemiyor. İşlerine gelirse, rakıya, sigaraya zam yaptık(bunlar haram-mekruh),faiz-riba ne oluyor derseniz( o da kar payı)diye teselli buluyorlar. Kimi kandırıyorsunuz?
Çöplükten çöp ayıklayıp alnının teriyle bir lokma ekmek parası kazanmaya çalışanlar sizden de oruç, namaz, camiyi, imamı kalkan yapmaya çalınanlardan da elbette daha hayırlıdırlar. Hz. Ömer, bir rivayet (doğrusunu Allah bilir.) Fırat kenarındaki “bacağı kırık koyunu sorar benden Adl-i İlahi” deyip ağladıysa, ve emanetin üzerinde olduğunu düşünerek “haşmetinden” titrediyse sizlerde ne cesaret varmış.. şaşmamak elde değil.
Ama sizi “dün dündür, bu gün bu gündür" zihniyeti arkasından sürükler ve siz de aldanırsınız. Cenazeler olunca, ramazan gelince arada bir Allah korkusu gelir. Cuma günü aman kaçırmayalım, millet ne kadar dindar olduğumuzu görsün. Yeter değil mi? Allah için iki damla gözyaşı akıttınız mı? Ve Allah'ın şu iki emrini hiç düşünüp de uykusuz kaldınız mı? Ya bir de cuma namazı kıldıracağım diye peygamber postuna çıkıp ahkam kesen ve oraya çıkmaya cesaret bulan iyi -kötü biraz dini bilgisi olanlara ne demeli Dini şekillere hasredip esas yapılması gerekeni dışarıda bırakırsan, hırıstiyan ve yahudi veya budistten ne farkın olur? Be hey akılsız...

(24/31) "la yubdine zinetehünne illa mazahera minha ve yadribne bi humurihinne ala cuyubihinne" (süslerini,ziynetlerini-kendiliğinden görünen kısmı hariç- açmasınlar, başörtülerini yakalarının üstüne salsınlar-koyuversinler) .İşte iddia edilen ayet ve meali. Nerede bağlasınlar?, .Baş örtüsü diye tercüme edilen kelime de baştaki örtü anlamına gelir. Daha yukarda açıklanan şekilde bu örtü erkeklerce de kullanılırdı. Burada dikkat edilecek şeylerden biri de "kendiliğinden görünen" tabiridir ki, açık ve nettir. Allah'a karşı mı geliyorsunuz , Allah’ın emrine uyacağım derken, ne yapıyorsunuz ? Bu nasıl ilim, yoksa nefisleriniz sizi sürüklüyor mu ? Hayret ki hayret...

Allah'ın emir dediği, adaleti akrabaya yardımı, kötülüğü önlemeyi, emaneti ehline vermeyi bir kenara bırakıp, kadınlara dediği başörtülerini yaka üstüne salsınlar tavsiyesini islam esası haline getirir, bidat olan bir sürü zırvayı dinin emri haline çevirirseniz işte bugün İslam Dünyası diye nitelenen toplumların içine düştükleri acınacak hale zemin hazırlamış olursunuz. Allah’ın muradı bu mu ? Peygamberin isteği camilerde beş vakit yatıp kalkmak mı yoksa Tevhid inancının hakim olması mı ? Bunun için başarılı, örnek insan olmak mı?

Allah sana otuz gün aç kal, yemekleri aranda paylaş, bu arada birkaç yoksul görürsen "fıtır sadakası” ver. Zekatını da iyi hesapla, birkaç kimseye paylaştır ,senede bir yeter; dulu, öksüzü, yetimi görme, çöplükken kırıntı toplayıp alnının teriyle karnını doyurmaya çalışanları görme, muhtaç talebelere aldırma ,bu arada bulabildiğin fırsatlardan faydalanarak, malına mal, parana para kat keyfince yaşa, arada bir de ibadet diye bazı hareketleri yap, bak sana cenneti vereceğim mi diyor? Hop arkadaş hop. Hele dur bakalım. Kitab' ını doğru oku yoksa kaybeden¬lerden olursun.

Peygamber postuna oturup milleti yatırıp kaldırmakla,veya kendini "imam" sananların arkasında aklında bin bir türlü fesatlık varken, "Allahü ekber" nidasını duyup mihaniki bir şekilde yatıp kalkmakla nereye varacağını sanıyorsun? Bu halinle "salat" yani dua bile yapmıyorsun. Dilin dönmüyor, kımıldamıyor, bedenin bir mekanda, aklın başka yerde, ne söyleneni duyuyor, ve anlıyorsun. Kuru bir kalabalıkta figüransın. Oruç tutuyorum sanıyorsun, aç kalıyorsun. Ağzından çıkanı önceden düşünmüyorsun. Dilim var diye konuşuyorsun. Elin cebine girip de üç kuruşu hayra harcamaya varmıyor. Kapına geleni hadi dilenci diye kovuyorsun, peki "komşunun aç" olup olmadığını araştırıyor musun? Aç kaldın ya, akşam iftarda kuş sütü kuru üzüm hakkın.Ye oğlum ye..Nereye gidiş.. Cahil ve zalim diye nitelenen ey insan oğlu.. zalimlikken ve cahillikken kurtulmak için ne yapıyorsun?

Müslüman denilen ülkelere bak, kendi ülkene bak, kendine bak, etrafına bak.
Genelevlerdeki kadınların vergilerini yatırdığı, kuyum¬cularının zarar gösterip vergi vermediği bir toplumda yaşıyorsun ve bunu değiştirmek için hiç bir şey yapmıyorsun. Cami yapmak için dernekler kurulup, toplanan paraların hak olarak aralarında paylaşıldığı, gelirlerin aralarında paylaşılması yetmiyormuş gibi,cami yaptık diye yüzlü yüzlü devletten "cami görevlisi" isteyip, yükü yine “adil" olması gereken devletin üstüne atıyorsun. Sen keyifle "bu camiyi ben yaptırdım" deyip caka satarken, ve orada o "dırar" mescidinde "namaz kıldırma memur”larının arkasında zahmetsiz, yatıp kalkıyor ve cennet bekliyorsun?Tabii cennette de sana verilecek ve yatacağın hurileri hayal ediyorsun…..???... Genelevlerden gelen vergilerle namaz kıldırma memurlarının ücretlerini ödetiyor, yetmediği yerde, içki, sigara haramdır, bunlara zam yapın deyip,inancına göre başka bir haramla işi yürütüyorsun. Allah nerede böyle yapmanı söylemiş? “Salih amel bunun neresinde? Bu nasıl kıt düşünce Ya Rab...? Bu nasıl davranış, nasıl iş..? İslam düşmanları bile bu kadarını düşünemez, bulamazlardı. İçimizdeki akılsızların toplumu nereye sürüklediğini görüyor musun? (8/25) "vetteku fitneten la tusiybenneleziyne zalemu minküm hassah" (yalnız zalimlere isabet etmeyecek fitne- felaket-ten sakının)

Ya Rab'bi içimizdeki akılsızlar yüzünden bizi helak etme,
Her şeyin doğrusunu ancak Allah bilir.
Allah'ın selam, rahmet ve bereketi salih kullarının üzerine olsun, vesselam.


Devam edecek…

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa